BİTKİ BİLGİLERİ

Doğal ve Organik Ürünler

Adaçayı

Adaçayı Latince adı ‘Salvia Officinalis’ olan Adaçayı, ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz ve Ege’dir. Ülkemizde hemen hemen her bölgede doğal koşullarda yaygın olarak yetişir. Bazı yörelerde ‘Acı Elma Otu’ ve ‘Dişotu’ adlarıyla da bilinir. Griye çalan yeşil renkte yapraklarının aromalı kokusuyla ünlü, mor, mavi, pembe ya da eflatun renkli çiçekler açan çokyıllık çalı görünümlü bir bitkidir. Yumuşak ve tatlı bir tada sahip olan adaçayı bir bitki familyası olmaktan çok daha fazlasıdır. Kendine has aroması ve kokusuyla yemeklere de ayrı bir lezzet katar. Hemen her türlü et yemeğinin sosunu zenginleştirir. Ayrıca her çeşit çorbada, omlette, patates yemeğinde tadını özgürce sergiler. Adaçayı ile farklı damak tatları yaratmak, harika soslar hazırlamak, salatalara müthiş lezzet katmak mümkündür. Asırlardır ‘Kutsal Bitki’ olarak çeşitli halk ve kültürlerin gönlünde taht kurmuştur. Yaklaşık olarak 6000 yıl önce Mezopotamya’da şifa amaçlı kullanılan bitkilerin arasında olduğu yapılan kazılarda, elde edilen taş yazı tabletlerinde ortaya çıkmıştır. Bu tabletlerde... Devamı için tıklayınız.

Akdiken

Akdiken Latince adı “Rhamnus Cathartica” olan Akdiken adını bahar mevsiminde açtığı çiçeklerden ve dikenlerinden almıştır. Cehrigiller familyasındandır. 150 çeşit türü vardır. Anayurdu Güney Avrupa ve Anadolu’dur. Kuzey Anadolu bölgesinin dağlık yerlerinde yabanisi yetiştiği gibi park ve bahçelerde süs bitkisi olarak da yetiştirilmektedir. Ülkemizde yaygın olarak yetiştiği yerler Bolu ve Trabzon’dur. Akdiken, çok eski tarihlerden beri bilinen, halk arasında çeşitli hastalıkların şifasında yaygın olarak kullanılan bir bitkidir. Ormanlık alanların kenarlarını ve nemli yerleri seven Akdiken’in meyvesi görüntüsü kadar cazip bir tada sahip değildir. Mayhoş ve acıdır. Akdiken bitkisinden; akdiken çayı, akdiken şurubu, akdiken tentürü üretilir. Ayrıca ramnoksantin ve lokain adı verilen maddeler ile antrakinon türevleri ve C vitamini zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Boya üretiminde de kullanılır. Diğer adları; cehr, cehri, topalak, gövemeriği, güvemeriği, geyikdikeni ve beyaz diken olan Akdiken, renkleri yeşile çalan beş sarı yapraklı çiçek açar. Meyvesi koyu bordo, mor ve siyaha yakın... Devamı için tıklayınız.

Alıç

Alıç Latince ismi ‘Crataegus monogyna’ olan Alıç, ormanlık alanlarda, çalılıklarda ya da dereye bakan dik yamaçlarda yetişen dikenli bir ağaçtır. Gülgiller familyasından olmasına rağmen Alıç’ın minik, pembe beyaz renkteki çiçeği gül gibi değildir. Hem Avrupa’da hem de Anadolu’da oldukça yaygın bir bitkidir. Sadece Türkiye’de yetişen 20 türü vardır. Beyazdiken, Edran, Geviş, Ekşi Muşmula, Yemişen olarak da bilinir. İlkbahardan sonbahara kadar beyazdan kırmızıya doğru değişen renk yelpazesiyle göz alıcı bir manzara sunar. Bu yüzden parklar ve bahçeleri süslemek için sıklıkla tercih edilen çokyıllık bir bitkidir. Eski çağlardan beri çeşitli kültürler ve halklar tarafından Alıç ağacının hem meyvesi hem de yaprakları yaygın olarak kullanılmıştır. Alıç çayı, Almanya, Avusturya ve Avrupa kıtasında geleneksel olarak kullanılan bitkisel çaylar arasında yer alıyor. 1800’lü yılların başlarındaki yazılı kaynaklarda Alıç ağacı yapraklarının ve yemişlerinin kan dolaşımı bozukluklarında, solunum yolu hastalıklarında tedavi amaçlı kullanıldığı belirtilmiştir. Sonbaharda olgunlaşan... Devamı için tıklayınız.

Altın Başak

Altın Başak Latince adı ‘Solidago virgaura' olan Altın başak papatyagiller familyasındandır. Adını karmaşık salkımlar içerisinde baş veren narin, altın renkli çiçek tomurcuklarından almıştır. Avrupa, Asya, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika ve Anadolu’da yaygın olarak yetişen Altın başak, çok yıllık otsu bir bitkidir. Haziran ve Eylül ayları arasında çiçeklenir. Çiçekler parlak ve sarı renktedir. Asya’da eski tarihlerden beri özellikle iltihabi durumlarda ve böbrekle ilgili rahatsızlıklarda kullanılmak üzere tedavi amaçlı üretilen Altın başak otu, Avrupa’da 15. ve 16. yüzyıllarda yaraları iyileştirmek için kullanılmıştır. Buruk bir tadı ve hafif baharatlı bir kokusu vardır. Altın başak bitkisinden; altın başak çayı, altın başak tentürü üretilir. İçerdiği flavanoid, saponin, fenilglikosid, tanen zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Ayrıca sarı renkli çiçekleri boyarmadde üretiminde kullanılmaktadır. Halk tarafından altın başak çayı içmenin gaz sancılarına, böbrek hastalıklarına, idrar yolları ve böbrekte taş oluşumunu önlemeye, bulantıya, vücuttaki yaralara, psikolojik... Devamı için tıklayınız.

Altın Otu

Altın Otu Latince ismi ‘Helichrysum Arenarium’ olan Altın otu, altın sarısı renginden dolayı bu adı almıştır. Halk arasında değişik isimlerle de anılır: Altın çiçek, Ölmez Çiçek, Güneş Çiçeği, Arı Çiçeği… Anavatanı Avrupa’dır. Ülkemizde Doğu Anadolu’da yetişir. 17 farklı türü bulunur. Daha çok kayalık alanları seven Altın Otu çokyıllık otsu bir bitkidir. Göz alıcı güzellikte minik sarıçiçekler açar. Bu yüzden bahçe süslemeciliğinde ve parklarda özel olarak yetiştirilir. Çiçekleri kurutulduktan sonra altın rengini hâlâ koruduğundan çiçekçilik sektörünün en popüler çiçekleri arasında yer alır. Avrupa kökenli bir bitki olmasına rağmen yaygın olarak Anadolu’da da bilinir. Geçmişten günümüze dek birçok kültür ve halk tarafından şifa amaçlı kullanılmıştır. Altın otu bitkisinden; altın otu çayı, altın otu yağı üretilir. Ayrıca içeriğindeki flavonlar, reçine, kumarin ve uçucu yağların zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Halk arasında kurutulan yaprakları kaynatılarak altın otu çayı içmenin idrar söktürmeye, taş ve kum düşürmeye, sindirim... Devamı için tıklayınız.

Anason

Anason Latince ismi “Pimpinella anisum” olan Anason, maydanozgiller familyasındandır. Anavatanı Doğu Akdeniz’dir. Mısır, Yunanistan, Girit ve Asya’nın bazı bölgelerine özgü bir bitkidir. Türkiye’de Ege, Marmara ve Güney Anadolu’da yetişmektedir. Bu tek yıllık otsu bitkinin gövdesi dik, silindir biçiminde, içi boş ve tüylüdür. Çiçekleri beyaz renkli, şemsiye şeklinde kümeler halindedir. Meyveleri ise küçük, armut şeklinde, yeşilimsi sarı renkte, üzeri tüylü yapıdadır. Geçmişi 4000 yıl öncesine kadar dayanan anasonun kullanımı ilk olarak Eski Mısır’da başlamıştır. Anason meyvesinin içerdiği esans keşfedilir keşfedilmez parfüm imalatının vazgeçilmezi olmuştur. O ayırt edici, kalıcı ve güzel kokusuyla herhangi bir bitkiden daha fazlasıdır. Anason alkollü içeceklere, yemeklere, ete farklı tat vermek ve sabun yapımı ile parfümlere kalıcı, güzel koku vermek için asırlardır kullanılarak rüştünü ispat etmiştir. 18. yüzyılda Roma ve Galyalı fırıncıların Noel ve Paskalya bayramlarında dükkânlarına gelen müşterilere anasonlu ekmek hediye ettikleri bilinmektedir. Hemen her kültürde kendine yer edinmeyi... Devamı için tıklayınız.

Aslan Pençesi

Aslan Pençesi Aslanpençesi, gülgiller familyasından Alchemilla cinsine ait bitki türlerinin ortak adıdır. Şebnemli ve Aslanayağı adlarıyla da anılır. Türkiye’de bu cinse ait özellikle iki tür (Alchemilla arvensis ve Alchemilla vulgaris) Kuzey, Güney ve Batı Anadolu’da yaygın olarak yetişir. Afrika, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’nın bir kısmında 1000 farklı türüne rastlanmıştır. Bu bitki daha çok dağlık bölgeler ve nemli çayırlarda yetişir. Bitkisinin Avrupa’daki isim babası Jerome Bock, yapraklarının aslanpençesine benzemesinden esinlenerek bitkiye ‘aslanpençesi’ ismini vermiştir. Aslanpençesi bitkisinin sapı oldukça sağlamdır ve bitki daha çok çalı görünümündedir. Yaprakların alt yüzeyleri hafif tüylüdür. Mayıs-Haziran ayları arasında sarımsı renkte çiçekler açar. Bu çiçeklerle birlikte toplanılır. Toplama işlemi çiçeklenme döneminin başlangıcında yapılmalıdır. Ortaçağdan beri Avrupa’da özellikle kadın hastalıklarının tedavisinde ve cilt bakımında kullanılmıştır. Aslanpençesi bitkisinden, aslanpençesi çayı, aslanpençesi yağı ve aslanpençesi kremi üretilir. Bitki üzerinde yeterli bilimsel... Devamı için tıklayınız.

At Kuyruğu

At Kuyruğu Latince adı, ‘Equisetum Arvense’ olan Atkuyruğu bitkisi atkuyruğugiller familyasındandır. Anavatanı Avustralya’dır. Sert ve soğuk hava koşullarına dayanaklıdır. Su kenarlarını, sulak çayırları, orman açıklarını ve balçıklı toprağı sever. Kışın yapraklarını dökmeyen çokyıllık, otsu bir bitkidir. Kırkkilit otu olarak da bilinen bitki çiçeksizdir. Sporla çoğalır. Birbirinden farklı ama aynı zamanda çıkan iki sürgünle ürer. Bu sürgünlerden biri kısır, diğeri üreme sürgünüdür. Atkuyruğu ismini de atların kuyruğuna benzerliğinden dolayı almıştır. Atkuyruğu bitkisi geçmişten günümüze kadar hem Avrupa’da hem de Anadolu’da popüler bir bitkidir. Eski çağlarda Antik Roma ve Yunan imparatorluklarında çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. İçeriğindeki ‘silica’ ile kemikleri güçlendirdiğine inanılmıştır. Değişik kültür ve halklar arasında kemik hastalıklarına iyi geldiği kulaktan kulağa fısıldanarak hatırı sayılır bir üne kavuşmuştur. Atkuyruğu bitkisinden; atkuyruğu çayı, atkuyruğu yağı, atkuyruğu şampuanı üretilir. Ayrıca içeriğindeki flavonoidler,... Devamı için tıklayınız.

Avokado Yaprağı

Avokado Yaprağı Latince adı ‘Persea americana’ olan avokado, defnegiller familyasındandır. Timsah armudu ve Avukat armudu isimleriyle de bilinir. Anavatanı Meksika’dır. Tropik ve subtropik iklime uyumlu olan avokado, havanın fazla soğuk olmaması şartıyla Akdeniz iklimine sahip bölgelerde de yetiştirilebilir. 1970’lerin başında Amerika’dan deneme amaçlı olarak avokado fideleri Türkiye’ye getirilmiştir. O tarihten beri ülkemizde başarılı bir şekilde yetiştirilmektedir. Akdeniz Bölgesi ve Rize gibi donun az olduğu Doğu Karadeniz Bölgesinde Avokado, ekonomik açıdan kendisine önemli bir yer edinmiştir. Avokado meyvesi armuda benzerliğiyle dikkat çeker. Dış kabuk, yeşil ya da koyu erguvani bir renktedir. İçindeki yenilebilen etli kısım, krem sarı ya da beyaza yakın bir renktedir. Avokado meyvesi tazeliğini koruması için henüz olgunlaşmadan toplanır. Bu yüzden satın alınan avokado meyvelerinin yenilebilecek hale gelmesi için olgunlaşmasını beklemek gerekir. Meyve olarak yenilebildiği gibi avokado yemeklerde ve salatalarda lezzet artırmak için de kullanılır. Değişik damak tatları arayanlar için avokadoyla et, tavuk ve mantar sotesi... Devamı için tıklayınız.

Aynısafa

Aynısafa Latince adı ‘Calendula officinalis’tir. Tohum bağlayan çiçeklerin uygun şekilde koparılmasından sonra bitkinin yeniden çiçek vermesinden dolayı, bu bitkiye Latince ayın ilk günü anlamına gelen Calendula ismi verilmiştir. Turuncu renkli çiçekleri sebebiyle Portakal Nergisi olarak da bilinir. Ancak Nergis bitkisiyle herhangi bir yakınlığı yoktur. Papatyagiller familyasındandır. Ilıman iklimin hüküm sürdüğü hemen her coğrafyada yetişen, tek yıllık, otsu bir bitkidir.   Aynısafa, birçok dünya mutfağına girmeyi başarmış, tatlandırıcı ve renklendirici olarak yiyeceklerde kullanılan bir çeşnidir. Safran tadı içermemesine rağmen safran rengi verdiğinden özellikle bazı ekmeklerin ve keklerin vazgeçilmezidir. Kendine özgün hoş kokusuyla, rahatsız etmeyen aroması sayesinde hemen hemen her tür salatada süs malzemesi olarak kullanılabilmektedir.  Aynısafa’nın kullanımı 12. Yüzyıla kadar dayanır. Eski çağlardaki insanlar Aynısafa’yı genellikle tıbbi amaçlı kullanmışlardır. Aynısafa çiçeğinin yaprakları ağız yoluyla alınmaz, daha çok merhem haline getirilerek kesik, yanık tedavisinde harici olarak... Devamı için tıklayınız.

Ayrık Otu

Ayrık Otu Latince adı ‘Agropyron repens’ olan Ayrık otu, buğdaygiller familyasındandır. Anavatanı, Kuzey yarımküre ve Anadolu’dur. Yabani olarak boş tarlalar ve yol kenarlarında yetişir. Yaprakları yeşil renkli, uzun, ince ve yassı olan çokyıllık bir bitkidir. Çiçekleri bir başak görünümünde gövdenin üst kısmında toplanmıştır. Meyvesi uzun ve sarımsı renktedir. Ayrıkotu içerdiği yüksek protein ve nişasta dolayısıyla en değerli hayvan yemlerinden biridir. Düşük lif oranı özellikle büyük baş hayvanların beslenmesi için bitkiyi ideal hale getirir. Bunun yanı sıra ayrıkotu Klasik Yunan döneminde ve Ortaçağda köklerinden hazırlanan çeşitli ilaçlarla özellikle idrar yolları iltihabının tedavisinde kullanılmış bir bitkidir. Sarımtırak beyaz renkteki kökleri ilkbahar ve sonbaharda toplanarak kurutulur. Bu kökler içerdikleri esans, saponin ve diğer etken maddeler sayesinde antiseptik özelliğe de sahiptir. Halk arasında kurutulan ayrıkotu bitkisinden yapılan ayrıkotu çayı içmenin soğuk algınlığına, boğaz ağrılarına, öksürüğe, böbrek taşlarını düşürmeye, karaciğer hastalıklarına iyi geldiğine... Devamı için tıklayınız.

Ayva Yaprağı

Ayva Yaprağı Latince adı ‘Cydonia oblonga’ olan Ayva, gülgiller familyasındandır. Kumlu-tınlı, sıcak ve geçirgen topraklarda yetişir. Yunanistan ve Avrupa’ya, Milattan önce 650 yılında Anadolu’dan geçtiği düşünülmektedir. Avustralya dışında hemen her ülkede yetiştirilmektedir. Ayva üretiminde Türkiye dünyada birinci sırada yer alır. Ayva normal bir meyve olmaktan çok ötedir. Soğuk iklimlerde yetişen bu meyve, sarı renkli güzel görünümlü hoş kokulu ve ağırdır. Kabukları ve etli kısımları serttir. Yenildiğinde ağızda mayhoş, kendine has bir tat bırakır. Pişirildiğinde çiğ yenildiğinden daha lezzetli ve hoş kokulu olur. İçerdiği yüksek pektinden dolayı reçel, pelte, şekerleme yapımında kullanılır. Eski çağlardan beri insanlık tarihinde önemli bir yeri olan Ayva, Romalıların gözbebeğiydi. Romalılar, Ayva’nın yapraklarını, çekirdeklerini, meyvesini parfüm üretiminden bal üretimine kadar kullanmışlardır. Yüzyıllardır çeşitli halklar ve kültürlerle iç içe yaşayan ayva simgesel bir hale gelmiş, bağlılığın, aşkın sembolü olmuştur. Eski Yunan imparatorluğunda çiftler evliliklerinin mutlu ve ahenkli... Devamı için tıklayınız.

Ballı Baba

Ballı Baba Latincede adı “Lamium Album” olarak adlandırılan Ballıbaba, ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’dır. Ülkemizde Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Kars, Erzurum, Ağrı, Mersin ve Hakkari illerimizde doğal olarak yetişir. Çok sayıda türü bulunur. Ülkemizde yirmi yedi farklı türü yetişmektedir. Mayıs başından Ağustos sonuna kadar altın sarısı, eflatun, beyaz renklerde çiçekleri olan tek yıllık ya da iki yıllık otsu bir bitkidir.  Kenarları kertikli yapraklarının üzeri pürtüklü, koyu yeşil renkli kısa sapları narin tüylüdür. Yapraklar karşılıklı bir sonraki ile çapraz gelecek biçimde dizilmiştir. Isırgan otuna benzerliğiyle bilinir. Yaprak saplarının hemen üstüde halka halinde minik çiçekçiklerin bir araya geldiği demetlerle göz alıcı bir güzelliğe sahiptir. Kuvvetli, keskin kokusuyla hemen dikkat çeker. Genç yaprakları salatalarda kullanılabilir, tıpkı ıspanak yemeği gibi pişirilebilir. Hoş kokusuna rağmen tadı acımtıraktır.    Bitkinin kullanımı çok çok eski tarihlere kadar dayanır. Değişik kültürlerde ılımlı kışların ve uzayan baharın simgesi olmuştur.... Devamı için tıklayınız.

Barut Ağacı Kabuğu

Barut Ağacı Kabuğu Latince adı ‘Rhamnus frangula’ olan Barut ağacı, cehrigiller familyasındandır. Kışın yapraklarını döken, çalı görünümlü çokyıllık bir bitkidir. Kerestesinden barut yapıldığı için bu ismi almıştır. Erkek Akdiken adıyla da bilinir. Avrupa, Kuzeybatı, Asya ve Kuzey Amerika’da yetişir. Ülkemizde ise Kuzey ve orta Anadolu’da bulunur. Barut ağacının yalnızca Türkiye’de yetişen bir alt türü R.f. Pontica, Trabzon, Rize ve Artvin ormanlarında yetişir.    Orman yangınları sonrasında harap olan ormanların yeniden oluşturulmasında ve yeşillendirilmesinde büyük rol oynar. Mayıs ve Haziran aylarında Barut ağacı demetler halinde minik beyaz çiçekler açar. Bu ağaç, arılar ve kelebekler için harika bir besin kaynağıdır. Eriksi meyvesi kırmızı renklidir. Olgunlaşınca mor ve siyah renge döner. M.Ö. 1600 yıllarında yazılmış 'Edwin Smith Cerrahi Papirüsü'nde barut ağacı kabuğunun faydalarından bahsedildiği söylenir. Bazı medeniyetlerde Barut ağacı tütsü olarak da kullanılmıştır. Çeşitli kültürler arasında en çok kabızlığa iyi gelişiyle ün salmıştır. Barut ağacı kabukları... Devamı için tıklayınız.

Basur Otu

Basur Otu Latince adı ‘Ranunculus ficaria’ olan Basur otu, düğünçiçeğigiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ülkemizde Kuzey, Batı ve Güney Anadolu’da yaygın olarak yetişir. Parlak sarıçiçekleriyle tanınır. Kalp biçiminde yaprakları bulunan, kökü etli olan çokyıllık otsu bir bitkidir.  Düğünçiçeği, Yaylı çiçek ve Küçük kırlangıç otu isimleriyle de bilinir. Çiçekleri akşam kapanıp gündüz açar. Yapraklarının uçları dişlidir ve meşe yaprağını andırır. Gövdesinden ve saplarından portakal sarısı, koyu bir sıvı çıkar. Basur otu, adını basur hastalığının tedavisinde kullanıldığı için almıştır. Eski çağlardan beri bilinen, sıklıkla başvurulan şifalı bir bitkidir. Romalı Pedanius Dioscorides, bitkiyi karaciğer hastalıklarından meydana gelen yaralar için önermiştir. İbn’i Sina bitkiyi merhem olarak yaraların iyileştirilmesinde kullanmıştır. Antik çağda geleneklere göre çenesinin altında basur otu çiçeği tutan çoğun gelecekte yıldızının parlayacağına inanılırdı. Basur otu bitkisi zehirli olduğundan dolayı kökleri kaynatılarak lapa haline getirildikten sonra merhem... Devamı için tıklayınız.

Biberiye

Biberiye Biberiye, Latincede deniz nemi anlamına gelen “Rosmarinus Officinalis” olarak adlandırılan bir ballıbabagiller familyasındandır. Adından da anlaşılacağı üzere özellikle denize kıyısı olan bölgelerde yetişmektedir. Kışın yapraklarını dökmeyen soluk mavi renkli çiçekleri olan çokyıllık bir bitkidir.   Biberiye’nin anavatanı Akdeniz ülkeleridir. Tüm Avrupa, Akdeniz ve de Ege denizi kıyılarında bol miktarda doğal koşullarda yetişebilen biberiyenin ülkemizdeki anavatanı Tarsus, İskenderiye ve Adana olarak bilinir. Biberiye bir bitki familyası olmaktan çok daha fazlasıdır. Farklı aroması ve kokusuyla yemeklere ayrı bir lezzet katar. Hemen her türlü et yemeğini aromasıyla zenginleştirir. Ayrıca her çeşit çorbada, omlette, patates yemeğinde tadını özgürce sergiler. Biberiye ile farklı damak tatları yaratmak, zengin soslar hazırlamak, salatalara müthiş lezzet katmak mümkündür. O yiyeceklerde kullanıldığında sıradan bir baharattan çok daha fazlasıdır. Son yıllarda adını sıklıkla duymamızla beraber Biberiye’nin kullanımı çok çok eski tarihlere kadar dayanır. Eski çağlardaki insanlar Biberiye’yi... Devamı için tıklayınız.

Bilye Kekik

Bilye Kekik Latince adı ‘Thymus vulgaris’ olan Bilye kekik, ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ülkemizde Güney Batı Anadolu bölgesinde yaygın olarak yetişir. Kekiğin geniş yapraklı, naneyi andıran türüdür. Çiçekleri bilyeyi andırdığından bu adı almıştır. Kuvvetli kokulu, çokyıllık otsu bir bitkidir.  Keskin kokusuyla Bilye kekik bir bitki familyası olmaktan çok daha fazlasıdır. Hemen her türlü et yemeğini aromasıyla zenginleştirir. Çorbalarda, omletlerde, domatesli yemeklerde, pizzalarda tadını özgürce sergiler. Zengin soslar hazırlamak için harika bir çeşnidir. Hazmı zor olan yemeklerde sindirimi kolaylaştırdığına inanıldığından özellikle tercih edilir. Eski çağlardan beri halk arasında bilinen kullanılan, yaygın bir bitkidir. Romalılar Bilye kekik yağını depresyonlarda kullanırlardı. Genellikle mezarlıklarda yetiştiği için ölümle ilişkisi olduğu sanılırdı. Eski çağlarda cüzam hastalığına iyi geldiğine inanıldığından bitki halk arasında büyük bir üne kavuşmuştur. Günümüzde ise halk arasında Bilye kekik bitkisi, zayıflatıcı özelliğiyle meşhurdur.   Bilye kekik... Devamı için tıklayınız.

Böğürtlen Kökü

Böğürtlen Kökü Latince adı ‘Rubus caesius’ olan Böğürtlen, gülgiller familyasındandır. Anavatanı Orta Güney ve Batı Avrupa’dır. Ülkemizde Karadeniz, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde yetişir. Ahududu ve çilekle yakın akrabadır. 100’e yakın türünü birbirinden ayırt etmek çok güçtür. Gövdeleri ve dalları dört köşeli çokyıllık bir dikenli bitkidir.  Haziran ve Temmuz aylarında beyaz, pembe ya da kırmızı renkte şemsiyemsi salkımlar halinde çiçekler açar. Görünümü kadar tadıyla da harika lezzette meyveler verir. Mevsiminde Pazar tezgâhlarını süsleyen böğürtlen her türlü kek, tatlı, pasta ve dondurmaya konulabilir. Vitaminler ve mineraller bakımından çok zengin olan meyveleriyle iştah açıcı tatta leziz reçeller yapılabilir. Bu çok yakından tanıyıp bildiğimiz bitkinin kökleri asırlardır çeşitli kültürler tarafından şifa amaçlı da kullanılmıştır. Antik Roma döneminin en önemli hekimlerinden biri olan Galenus, böğürtlen kökünü böbreklerdeki taşı eritmek için kullanmıştır. Eski Roma döneminde yaşamış olan ünlü botanikçi Dioskorides’in yazdığı Materia Medica adlı eserinde böğürtlen... Devamı için tıklayınız.

Böğürtlen Yaprağı

Böğürtlen Yaprağı Latince adı ‘Rubus caesius’ olan Böğürtlen, gülgiller familyasındandır. Anavatanı Orta Günye ve Batı Avrupa’dır. Ülkemizde Karadeniz, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde yetişir. Ahududu ve çilekle yakın akrabadır. 100’e yakın türünü birbirinden ayırt etmek çok güçtür. Gövdeleri ve dalları dört köşeli çokyıllık bir dikenli bitkidir.  Haziran ve Temmuz aylarında beyaz, pembe ya da kırmızı renkte şemsiyemsi salkımlar halinde çiçekler açar. Görünümü kadar tadıyla da harika lezzette meyveler verir. Farklı görünümü ve kokusuyla kırları süsleyen böğürtlen hemen her türlü kek, tatlı, pasta ve dondurmayı aromasıyla zenginleştirir. Vitaminler ve mineraller bakımından çok zengin olan meyveleriyle iştah açıcı tatta leziz reçeller yapılabilir. O tatlılarda kullanıldığında sıradan bir meyveden çok daha fazlasıdır.       Adını sıklıkla duyduğumuz bize hiç de yabancı olmayan böğürtlen bitkisinin yaprakları asırlardır çeşitli kültürler tarafından şifa amaçlı kullanılmıştır. Eski Roma döneminde yaşamış olan ünlü botanikçi Dioskurides, diş eti hastalıklarının... Devamı için tıklayınız.

Ceviz Kabuğu

Ceviz Kabuğu Latince adı ‘Juglans Regia’ olan Ceviz, cevizgiller familyasındandır. Bazı kaynaklara göre cevizin anavatanı İran’ın Ghilan bölgesi olarak gösterilirken bazı kaynaklarda Çin’dir. Ülkemizde Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde ceviz yetiştiriciliği yapılır. Kışın yapraklarını döken, yapraklarından önce açan çiçekleriyle bilinen uzun ömürlü bir bitkidir. Gösterişli gövdesiyle, heybetli görünümüyle başka hiçbir ağaca benzemeyen Ceviz ağacının tüysü yaprakçıkları keskin kokusuyla insanın nefesinde ferahlık yaratır. En az insanlık tarihi kadar eski olan bu ağacın leziz meyveleri çiğ yenilebildiği gibi kurutularak çerez gibi de tüketilebilir. Pastalarda, kurabiyelerde, keklerde, tatlılarda o harika bir çeşnidir. Reçel ve helvalarda farklı bir damak tadı yaratır. Salatalarda, soğuk mezelerde lezzetini özgürce sergiler. Ayrıca kerestesinin son derece kıymetli olmasından dolayı oymacılıkta aranan bir malzemedir.    Ceviz, Yunan ve Roma mitolojisinde tanrıların yiyeceği olarak geçer. İnsanlık tarihi boyunca insanlar tarafından hem dış görünüşüyle hem de lezzetiyle baş tacı edilmiştir.... Devamı için tıklayınız.

Ceviz Yaprağı

Ceviz Yaprağı Latince adı ‘Juglans Regia’ olan Ceviz, cevizgiller familyasındandır. Bazı kaynaklara göre cevizin anavatanı İran’ın Ghilan bölgesi olarak gösterilirken bazı kaynaklarda Çin’dir. Ülkemizde Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde ceviz yetiştiriciliği yapılır. Kışın yapraklarını döken, yapraklarından önce açan çiçekleriyle bilinen uzun ömürlü bir bitkidir.  Gösterişli gövdesiyle, heybetli görünümüyle başka hiçbir ağaca benzemeyen Ceviz ağacının tüysü yaprakçıkları keskin kokusuyla insanın nefesinde ferahlık yaratır. En az insanlık tarihi kadar eski olan bu ağacın leziz meyveleri çiğ yenilebildiği gibi kurutularak çerez gibi de tüketilebilir. Pastalarda, kurabiyelerde, keklerde, tatlılarda o harika bir çeşnidir. Reçel ve helvalarda farklı bir damak tadı yaratır. Salatalarda, soğuk mezelerde lezzetini özgürce sergiler. Ayrıca kerestesinin son derece kıymetli olmasından dolayı oymacılıkta aranan bir malzemedir.     Ceviz, Yunan ve Roma mitolojisinde tanrıların yiyeceği olarak geçer. İnsanlık tarihi boyunca insanlar tarafından hem dış görünüşüyle hem de lezzetiyle baş tacı... Devamı için tıklayınız.

Cinnema

Cinnema Latince adı ‘Gymnema sylvestre’’dir. Eskiden zambakgiller familyasından sayılan Cinnema, sonra kendi adıyla anılan familya grubuna katılmıştır. Anavatanı Orta ve Güney Hindistan’ın tropikal ormanlarıdır. Hintçe adı Gurmar’dır. ‘Şeker Yok Edici’ anlamına gelir. Ülkemizde Akdeniz ve Anadolu’da yetişen çokyıllık bir sarmaşık ağaçtır. Yaprakları kalp şeklinde, uca doğru hafif sivrice baştan uca kadar yay gibi uzanır, üst kısmı benekli, dikenli, alt kısmı dikenli, yeşil renkli derimsidir. Yaprak diplerinden çıkan tutunacakları sayesinde çevresindeki ağaç, funda, çit veya duvarlara sarılarak tırmanır. Mayıs ayında mini minnacık sarı renkli çiçekler açar. Gurmar olarak da bilenen Cinnema, geleneksel olarak 2000 yıldır Hindistan ve Güney Asya’da diyabet hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Yapraklarının içeriğinde izine az rastlanan Gymnemik asit yardımıyla kandaki şeker oranını düzene soktuğuna inanılmıştır. Mucize bitki olarak ün salmıştır. Eski çağlardaki insanlar bu mucize bitkiyi yılan sokmalarına karşı da kullanmışlardır.    Cinnema bitkisinden; cinnema... Devamı için tıklayınız.

Civan Perçemi

Civan Perçemi Civanperçemi, Latincede bin bir yaprak anlamına gelen “Achillea Millefolium” olarak adlandırılan bir papatyagiller familyasındandır. 80 farklı türü bulunan Civanperçemi, Haziran ayından Kasım ayına kadar beyazımsı, pembe ve kırmızıya çalan çiçekler açan çokyıllık bir bitkidir.  Civanperçemi’nin anavatanı Kuzey Yarım Küre’dir. Güneşli ve sıcak ortamlarda yetişen civanperçemi çayırlarda, dağ yamaçlarında, yol kenarlarında rahatlıkla bulunabilir. Ülkemizdeki anavatanı Kuzey ve Doğu Anadolu Bölgeleri olarak bilinir.   Civanperçemi çok güzel kokusuyla ve iyileştirici etkisiyle bir bitki familyası olmaktan ötedir. Farklı aroması ve bileşiğiyle yemeklerde hem tatlandırıcı hem de sağlık amaçlı kullanımı Truva savaşına kadar dayanmaktadır. Bu savaşta Yunan mitolojisinden Aşil’in yaralanan askerlerinin tedavisinde civanperçemi kullanılmasını emrettiği çeşitli kaynaklarda yer almaktadır. Tarih boyunca birçok kültür ve halk tarafından sindirim ve mide problemleri, soğuk algınlığı, yaralanmalar, diş ağrıları gibi rahatsızlıklarda kullanılmış olan Civanperçemi alternatif tıpta mucizevî şifa... Devamı için tıklayınız.

Çoban Çantası

Çoban Çantası Latince adı ‘Capsella bursa pastoris' olan Çobançantası, turpgiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz havzasıdır. Ülkemizde Ege, Trakya, Akdeniz ve Anadolu bölgesinde yetişir. Kalp şeklindeki meyve kapsülleri çobançantasını andırdığı için bu isimle anılır. Gövdesindeki yaprakları küçücük ve ok biçimlidir. Kuraklığa, soğuğa dayanıklılığıyla bilinen tek yıllık otsu yabani bir bitkidir. Diğer isimleri Cıngıldak otu, Çoban kesesi, Çoban torbası ve Kuşkuş otudur. İlkbahardan sonbaharın sonlarına dek beyaz renkli minik minik çiçekler açar. Çiçekleri toplu halde dalın ucunda bulunur.  Dar yaprakları, uzun, parçalı kenarları dişlidir. Kalbi andıran meyveleriyle hemen diğer bitkilerden kolayca ayırt edilebilmektedir. Çobançantası kokusuz ve hiç de hoş olmayan acımtırak bir tada sahiptir. Buna rağmen ortaçağdan beri çok çeşitli kültürler tarafından şifasal özelliği nedeniyle kullanılmaktadır. Ünlü Hipokrates dölyatağı rahatsızlıklarında Çobançantasını önermiştir. İltihaplı iç yaraların tedavisinde Dioskarides ve Galen bu bitkiyi kullanmışlardır. M.Gurtner bitkinin tohumunu kabızlığın giderilmesi... Devamı için tıklayınız.

Çoban Çökerten

Çoban Çökerten Latince adı ‘Tribulus terrestris’ olan Çoban çökerten, kimyongiller familyasındandır.  Avustralya kökenli bir bitkidir. Asya, Avrupa ve Amerika’da yetişmektedir. Ülkemizde Ege ve Akdeniz bölgelerinde yaygın olarak bulunur. Toprağa yatık olarak büyüyen, yaprakları merdiven gibi yeşil parçalı, taç yapraklı tek yıllık otsu bir bitkidir.    Çarık dikeni, Demir dikeni, Deve çökerten, Turnagagası, Çobaniğnesi isimleriyle de bilinir. Açık sarı renkte narin görünümlü çiçekler açar. Meyvesi boynuz şeklinde sivri uçlara sahiptir. Bitki ismini bu dikenli meyvelerden almıştır. Çok çok eski çağlardan beri bilinen Çoban çökerten bitkisi, Antik çağda tedavi amaçlı kullanılmıştır. İbn’i Sina bitkiyi damar tıkanıkları hastalıklarının iyileştirilmesi için önermiştir. Romalılar yaraların tedavisinde merhem olarak kullanmışlardır. Kokusuz ve tatsız olmasına rağmen bitkinin şifasal faydalarına inanıldığından çeşitli kültürler arasında hatırı sayılır bir üne sahip olmuştur. Antik çağda, bitkinin çiçeğinin Haziran ayından önce açmasının kötü şeylere delalet olduğuna inanılmıştır.... Devamı için tıklayınız.

Çuha Çiçeği

Çuha Çiçeği Latince adı ‘Primulaceae’ olan Çuha Çiçeği çuha çiçeğigiller familyasındandır. Adını çuhaya (kumaşa) benzeyen yapraklarından almıştır. Anavatanı Çin’dir. 500’e yakın türü bulunmaktadır. Genelde bahçecilikte süs bitkisi olarak yetiştirilen çuha çiçeği, Avrupa ve Asya’nın güneşli çayırlarında ya da güneş gören orman altı bölgelerde yabani olarak yetişir. Anadolu’da da yaygın olan Çuha Çiçeği, yörelere göre Ayıkulağı, Tutya Çiçeği, Evvel Baharotu, Onbiray çiçeği ve Felçotu olarak da bilinir. Dağların kenarlarında ve kırlarda rahatlıkla yetişen çokyıllık bir bitkidir. Yapraklar tabana yakın rozet şeklinde dizili ve ince sıkı tüylü yapıdadır. Uzun oval yapraklarının üst yüzeyleri kırışıktır. Gevşek şemsiyeler oluşturarak rengarenk çiçekler açar. Çiçeklerinin rengi bitkinin yetiştiği ortamın sıcaklığına göre değişkenlik gösterir. İnsanın içini açan bu rengârenk çiçekler görsel şölen etkisi yarattığı kadar yapraklarının tadı da lezzetlidir. Eski çağlardan beri halk tarafından bilinen, çeşitli kültürlerce şifalı bitki olarak kullanılan Çuha Çiçeğinin,... Devamı için tıklayınız.

Defne Yaprağı

Defne Yaprağı Latince adı “Laurus Nobilis” olan defnegiller familyasındandır. Dört mevsim yapraklarını dökmeyen çokyıllık bir bitkidir. Anavatanı Akdeniz ülkeleridir. Tüm Avrupa, Akdeniz, Ege bölgelerinde bol miktarda doğal koşullarda yetişebilen defneyaprağı, ülkemizin nadide zenginliklerinden biridir. Dünya defneyaprağı ihtiyacının yüzde 80’i Türkiye’den karşılanmaktadır. Defneyaprağının görüntüsü kadar kokusu ve tadı da etkileyici güzelliktedir. Bu ağacın mızrak ucunu andıran yaprakları mutfaklarda özellikle tercih edilen bir lezzet artırıcıdır. Hatta Avrupa’da kuru defneyaprakları, salça yapılırken malzemeyle birlikte pişirilir. Değişik aroması ve kokusuyla yemeklere ayrı bir lezzet katar. Hemen her türlü et yemeğini aromasıyla zenginleştirir. Ayrıca her çeşit çorbada, omlette, domatesli yemeklerde tadını özgürce sergiler. Defneyaprağının kokusu ve tadı tarif edilemeyecek kadar derindir. Defneyaprağı ile mükemmel lezzetler yaratmak mümkündür. Defneyaprağı çok çok eski çağlardan beri çeşitli sebeplerle değer verilmiş, eşsiz bir bitkidir. Baharlı kokusu ve hep taptaze ışıltılı yapraklarıyla en sevilen... Devamı için tıklayınız.

Deniz Kadayıfı

Deniz Kadayıfı Adından da anlaşılacağı gibi denizde yetişen Deniz Kadayıfı bitkisi, bir çeşit kırmızı su yosunudur. Latince adı ‘Chondrus crispus’ olan bu bitki, özellikle Atlantis Okyanusu, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın Atlantik kıyılarında yaygındır. Ne yazık ki, ülkemiz denizlerinde yetişmez. Yetiştiği bölgelerde denizin çekilmesiyle birlikte kıyıdan toplanan yeşilimsi kırmızı renkteki Denizkadayıfları, yıkanıp temizlendikten sonra güneşte kurutulur. Kuruduktan sonra sarımsı beyaz renk alan dar şeritler halindeki yosunlar hala tuzlu ve deniz kokuludur. Taze haldeyken ya da su eklenerek kaynatıldığında jelimsi kıvama gelir ve ağırlığının 100 katına kadar su tutma özelliğine sahiptir. İrlanda’da Deniz Kadayıfı, süt ve tarçın kullanılarak yapılan ağır ve koyu bir içecek olan İrlanda Yosunu’nun afrodizyak etkisi olduğu söylenir. Venezuela’da ise özellikle göğsü yumuşatmak için süt içinde kaynatılarak yatmadan önce hastalara içirildiği bilinmektedir. Kozmetik sanayide nemlendiricilerin içerisinde rastladığımız bu bitki aynı zamanda eczacılık ve gıda endüstrisinde önemli bir kıvam... Devamı için tıklayınız.

Dulavrat Kökü

Dulavrat Kökü Latince adı ‘Arctium tomentosum’ olan Dulavrat kökü papatyagiller familyasındandır. Soğuğa ve kötü hava koşullarına oldukça dayanıklı olan bu bitki genelde salaş yerlerde yetişir. Nemli bölgeleri ve gölgeyi tercih eden Dulavratotu ülkemizde daha çok Orta, Kuzey ve Doğu Anadolu’da farklı türlerine rastlanırken, Avrupa, Kuzey Asya ve Kuzey Amerika’da yaygındır. Bilinen diğer isimleri arasında Uluavratotu, Pıtrak, Dulkarıgömleği, Hanımyaması sayılabilir. Bu otsu bitkinin çiçekleri oldukça ilgi çekici ve ayırt edicidir. Dulavratotunun yazın açan çiçeklerinin adeta dikenli, yuvarlak bir keseden fışkırmış gibi görünen ince, renkli yaprakları vardır. Çiçekler parlak morumsu ya da kırmızıdır. Bazı mutfaklarda Dulavratotu sebze olarak kullanılır. Kendine has gevrek kıvamı ve enginara benzetilen tadıyla, kökün beslenme açısından değeri yüksektir. Bu yüzden sağlıklı yaşam diyetlerinde adına sıkça rastlanır. İçerdiği iyi orandaki lif, kalsiyum, potasyum ve amino asitler, Dulavrat köküne ilginin artmasını sağlamıştır. Bitkinin kökleri çok eski tarihlerden beri çeşitli kültür ve halklar tarafından alternatif... Devamı için tıklayınız.

Dulavrat Otu

Dulavrat Otu Latince adı ‘Arctium lapa’ olan Dulavratotu papatyagiller familyasındandır. Soğuğa ve kötü hava koşullarına oldukça dayanıklı olan bu bitki genelde salaş yerlerde yetişir. Nemli bölgeleri ve gölgeyi tercih eden Dulavratotu ülkemizde daha çok Orta, Kuzey ve Doğu Anadolu’da farklı türlerine rastlanırken, Avrupa, Kuzey Asya ve Kuzey Amerika’da yaygındır. Bilinen diğer isimleri arasında Uluavratotu, Pıtrak, Dulkarıgömleği, Hanımyaması sayılabilir. Bu otsu bitkinin çiçekleri oldukça ilgi çekici ve ayırt edicidir. Dulavratotunun yazın açan çiçeklerinin adeta dikenli, yuvarlak bir keseden fışkırmış gibi görünen ince, renkli yaprakları vardır. Çiçekler parlak morumsu ya da kırmızıdır. Bazı mutfaklarda Dulavratotu sebze olarak kullanılır. Kendine has gevrek kıvamı ve enginara benzetilen tadıyla, kökün beslenme açısından değeri yüksektir. Bu yüzden sağlıklı yaşam diyetlerinde adına sıkça rastlanır. İçerdiği iyi orandaki lif, kalsiyum, potasyum ve amino asitler, Dulavratotuna ilginin artmasını sağlamıştır. Adının sıklıkla her yerde geçmemesine karşın Dulavratotu çok eski tarihlerden beri çeşitli kültür ve... Devamı için tıklayınız.

Ebegümeci

Ebegümeci Latince adı “Malva Vulgaris” olan Ebegümeci, 1500’e yakın türüyle kutuplar hariç dünyanın hemen her yerinde yetişir. Deniz kenarlarını, bataklık, nehir yakınlarını ve rutubetli ortamları sever. Ebegümecigiller familyasındandır. Bu çokyıllık ve otsu bitki Türkiye’nin hemen her yerinde yaygın olarak yetişmektedir. Antik Yunan ve Roma döneminden bu tarafa hem sebze olarak hem de şifa olarak birçok kültür tarafından kullanılmış bir bitkidir. Kendine has tadı ve kokusuyla beğeni toplayan Ebegümeci, kavurma ve böreklerin harçlarına katılır. Pirinçli yemeği meşhurdur. İri yapraklarından çok lezzetli sarma yapılır. Dilenirse bitkinin körpe yaprakları haşlanarak yoğurtla beraber de yenilebilir. Bazen de çiğ haldeyken salatalara hem renk hem de farklı tat katmak için kullanılabilir. İnsanlık tarihinin en eski ansiklopedilerinden sayılan "Doğa Tarihi" isimli çalışmasında Plinius, "günde bir kaşık ebegümeci yiyen, hayatı boyunca hastalıklardan uzak kalır" demiştir.    Ebegümeci bitkisinden; ebegümeci çayı, ebegümeci yağı, ebegümeci kremi ve merhemi üretilir. Ayrıca içeriğindeki A,B ve C... Devamı için tıklayınız.

Eğir Kökü

Eğir Kökü Latince ismi ‘Acorus calamus’ olan Eğir kökü, yılanyastığıgiller familyasındandır. Dere ve durgun su yataklarında yetişen çokyıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Kuzey Amerika ve Hindistan’dır. Ülkemizde, Sapanca, Yeniçağa, Beyşehir ve Eğirdir göllerinin kenarında doğal koşullarda yetişir. Diğer isimleri Azakeriği ve Hazanbel olan Eğir kökü eski çağlardan beri Anadolu’da tıbbi bitki olarak kullanılmıştır. Çin imparatoru Shinnong'un I.Ö 3700 de yazdırmış olduğu kitapta Eğri kökünden yaşam uzatıcı ve midenin yardımcısı olarak bahsedilir. I.Ö 700 de Iran’da ilaç olarak kullanılmaktaydı. Eski Mısırlılarda Eğir kökünün kullanıldığı hiyerogliflerde belirtilmiştir. Türkler geçici hastalıklardan korunmak için Eğir kökünü çiğneyerek kullanmışlar. Tatarlar içme suyunu dezenfekte etmek için ve Türkmenistan’da ise öksürük ve vereme karşı kullanılmıştır. 1550 yılında Anadolu’dan Avrupa’ya götürülen bitki burada da hızla yaygınlaşmıştır. Osmanlı zamanından kalan eserlerde hatta Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”’sinde bile Eğir kökünden bahsedilir. O... Devamı için tıklayınız.

Ekinezya

Ekinezya Latince adı ‘echinacea angustifolia’ olan Ekinazeya papatyagiller familyasındandır. Anavatanı Amerika’dır. Ülkemizde bazı yörelerde kirpi otu, kirpi başı, erguvani kirpi başı, samson kökü olarak da bilinen çokyıllık bir bitkidir.    Bir öbek etrafında birden fazla dallara ayrılarak büyüyen Ekinazeya çiçeği dairesel eksen etrafına dizilmiş taç yapraklardan oluşur. Bu yaprakların rengi sarıdan turuncu ve mor renge kadar çeşitlilik gösterir. Ancak şifalı olduğuna inanılan Ekinazeya bitkisinin rengi kızıla çalan eflatun olarak bilinir. Tarihte ilk kez Kuzey Amerika Kızılderilileri tarafından yılan sokmalarında, açık yaraların tedavisinde, enfeksiyonlarda kullanılmıştır. Zamanla popülerleşen Ekinazeya sıtma, kan zehirlenmesi, difteri, frengi gibi hastalıkların tedavisinde Kızılderililerin en büyük yardımcısı olmuştur. 18. Ve 19. Yüzyıllarda antibiyotik bulunana kadar da popülerliğini sürdürmüştür. 1930’lu yıllarda Avrupa ve Amerika’da şarbon hastalığıyla mücadelede ve ağrı kesici özelliğiyle popülerliğini yeniden kazanmıştır. Ekinazeya bitkisinden; Ekinazeya çayı, Ekinazeya yağı,... Devamı için tıklayınız.

Enginar Yaprağı

Enginar Yaprağı Latince adı “Cynara scolymus” olan Enginar yaprağı, papatyagiller familyasındandır. Anavatanı Güney Avrupa ve Akdeniz’dir. Ülkemizde Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde doğal olarak yetişmektedir. Enginarın sert gövdesi olukludur ve oldukça kuvvetlidir. Sapsız yaprakları uzun oval ve parçalı yapıda çokyıllık otsu bir bitkidir.   Enginar, içerdiği zengin vitamin ve mineraller bakımından, düşük kalorili olduğundan iyi bir besin maddesidir. Farklı tadı ve hemen her çeşit sebzeye, ete uygunluğuyla sofraları süslemeye adaydır: Tavuklu enginar, havuçlu enginar, enginar salatası, enginar mücveri, zeytinyağlı enginar, enginarlı pizza… Kısacası enginar hemen her tür yemekte tadını özgürce sergiler. Birçok mutfak kültürünün vazgeçilmez sebzelerinden biridir.   Enginar, binlerce yıldır ekilip yetiştirilen ve gıda olarak tüketilen bir sebzedir. Sadece bir besin maddesi olarak değil aynı zamanda şifa için de kullanılmıştır. MS. 1. yüzyılda vücutta oluşan kötü kokuları bastırmak için kullanılırmış. Yunan, Roma ve Eski Mısır dönemlerinde yemeklerde ve çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanıldığı... Devamı için tıklayınız.

Fesleğen

Fesleğen Latince adı ‘Ocimum basilicium’ olan Fesleğen, ballıbabagiller familyasından tek yıllık otsu bir bitkidir. 50 farklı türü vardır. Genelde ılıman bölgeleri tercih eden bu bitkinin anavatanı Hindistan’dır. Günümüzde ise bütün Akdeniz kıyısındaki ülkelerde ve ülkemizde Güney Anadolu bölgesinde yaygın olarak yetiştirilmektedir. Hem taze, hem de kurutularak kullanılabilen fesleğenin popülerliği kendine has kokusundan gelir. Pişirilerek ya da çiğ yenilen yemeklerde lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Kendisi pişirildiğinde tadını çabuk yitirdiği için, genellikle yiyeceklere son anda katılır. Salatalarda keskin bir baharat etkisi yaratıp tadını özgürce sergiler. Hemen her tür et yemeğinde farklı damak tatları yaratmak için kullanılabilir. Kimilerinin favori kokusu, favori baharatıdır. Mutfakta olmazsa olmazlar arasında yerini alan Fesleğen, nefesinizin size teşekkür edeceği ferahlatıcı bir tattır. Fesleğenin kullanımı neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Yüzyıllardan beri çeşitli kültürler ve halklar tarafından yetiştirilen Fesleğen, Hipokrat'ın notlarına kadar girmiştir. Yaprakları sadece aroma verici olarak... Devamı için tıklayınız.

Form

Form (Kuşburnu+Funda Yaprağı+ Rezene+Sinameki Yaprağı+ Atkuyruğu+Ardıç+Biberiye+Ebegümeci+Altınotu) Hemen hangi yaşta olursak olalım formda kalmak, formumuzu korumak isteriz. İlerleyen yaşlarda vücut metabolizmasının yavaş çalışması bizi sıkıntıya sokabilir. İçine girilemeyen kıyafetlerle dolu bir gardırobunuz varsa hemen moralinizi bozmayın. Doğanın mucizevî etkileri kanıtlanmış olan bitkiler harmanlanarak oluşturulan ‘FORM’ çayı imdadınıza yetişebilir. ‘FORM’ çayı halk tarafından eski çağlardan beri vücuttan fazla suyun atılmasını sağladığına, metabolizmayı güçlendirdiğine, sindirimi kolaylaştırdığına, vücutta biriken fazla yağların yakılmasını sağladığına inanılan bitkilerin harmanlanarak oluşturduğu bu karışım, sıradan bir çaydan çok daha fazlasıdır. Biberiye, rezene, sinameki yapraklarının karakteristik kokusuyla tadı tarif edilemez derecede derin ve lezzetli aromadadır.       Uygun şartlarda kurutulan: “Kuşburnu, Funda Yaprağı, Rezene, Sinameki Yaprağı, Atkuyruğu, Ardıç, Biberiye, Ebegümeci ve Altınotu” bitkilerinin harmanlanarak oluşturduğu... Devamı için tıklayınız.

Funda Yaprağı

Funda Yaprağı Latince adı ‘Herba Ericae’ olan Funda yaprağı fundagiller familyasındandır. Anavatanı Güney Afrika’dır. 600’den fazla türü bulunur. Afrika’nın diğer bölgelerinde, Akdeniz ülkelerinde ve Avrupa’da yetişir. Ülkemizde Trakya ve Kuzey Anadolu’da yaygındır. Her mevsim yeşil kalan çokyıllık bir bitkidir. İğneyi andıran minyatür yaprakları vardır. Sonbaharda açan minik pembe çiçekleriyle o kadar göz alıcıdır ki, Funda çalıları bahçelerin nadide süsüdür. Bu göz alıcı, harika çiçekler sadece insanların ilgisini çekmez. Birçok kelebek türü için de yaşamsal önem taşır. Çünkü bu kelebeklerin larvaları sadece Funda ile beslenebilir. Funda yaprağı, her ne kadar güzel çiçekleri ve kokusuyla ün salmış olsa da sıradan bir süs bitkisinden daha fazlasıdır. Eski çağlardan beri yaşlılığın etkilerinin azaltılmasında, cildi güzelleştirmek için çeşitli kültürler ve halklar tarafından kullanılmıştır. Funda yaprağı bitkisinden; funda yaprağı çayı, funda yaprağı merhemi ve kremi üretilir. Ayrıca kökü yanmaya karşı dayanaklı olduğundan pipo yapımında kullanılır. Halk arasında... Devamı için tıklayınız.

Ginkgo Biloba

Ginkgo Biloba Ginkgo biloba, Çince gümüş ve kayısı anlamına gelen kelimelerden türemiştir. Adından da anlaşılacağı gibi anavatanı Japonya, Çin ve Kore’dir. Ülkemizde öncelikle İzmir, İstanbul, Ankara ve Trabzon olmak üzere birçok bölgede yetiştirilir. Açık yeşil renkli yaprakları yelpaze şeklindedir. Kışın yaprakları dökülür.   17. yüzyılda bu ağaçla ilk kez karşılaşan Avrupalı Engelbert Kaempfer, bitkiyi Japonca telaffuzuyla kaydetmiştir. Ancak zamanla insanlar tarafından ‘gingo’ olarak benimsenmiştir. Çağdaş Çincede kabuklu tohumlarına ‘bâi guo” yani ‘beyaz meyve’ denilmektedir. Bu ağaç Türkiye’de mabet ağacı, gümüş kaysı, filkulağı, kız saçı, çin yelpaze çamı gibi isimlerle de bilinir. Ginkgo biloba,  sıradan bir ağaçtan çok daha fazlasıdır. O yaşayan bir fosildir. 270 milyon yıl önce dinozorlarla yan yana yaşamış bir bitkidir. Çin’deki tapınaklara dikilmiş Ginkgo’ların 1500 yaşını geçkin oldukları tahmin ediliyor. Budizm ve Konfüçyüs öğretisi açısından arz ettiği sembolik önem nedeniyle Çin'in yanı sıra Japonya ve Kore'de de yaygın... Devamı için tıklayınız.

Hatmi Çiçeği

Hatmi Çiçeği Latince adı“Althaea officinalis” olan Hatmi Çiçeği ebegümecigiller familyasındandır. Tıbbi Hatmi olarak da bilinen Hatmi Çiçeği’nin anavatanı Batı Asya’dır. Zamanla Avrupa ve Doğu Asya’ya kadar yayılmıştır. Ülkemizde doğal olarak hemen her bölgede rahatlıkla yetişir. Hatmi Çiçeği, sulak yerleri ve dere kenarlarını seven çokyıllık, otsu bir bitkidir. Yumuşak tüylü gövdesiyle, dal uçlarında yaz sonunda açan pembe beyaz çiçekleriyle bahçeleri zenginleştiren cazip bir görüntüsü vardır.    Eski Mısır uygarlığında Hatmi’nin çiçeği, kökü ve yaprakları halk arasında tıpta kullanılmıştır. Yunanca adı “Althein”, “şifa vermek” anlamındadır. Muhteviyatındaki müsilaj maddenin özellikle mukoz dokularda yumuşatıcı etkisi vardır. Bu sebeple Orta çağlardan beri boğaz ağrısı, bronşit ve öksürükten diş eti çekilmesine kadar birçok rahatsızlığın giderilmesinde kullanılmıştır. Rahimle ilgili hastalıklara karşı koruyucu özellikte olduğuna inanılan Hatmi çiçeğinin tozundan hazırlanan çay, böbrek taşlarının düşürülmesi için de kullanılmıştır. Sivilce ve... Devamı için tıklayınız.

Hava Civa

Hava Civa Latince adı ‘Alkanna tinctora’ olan Havaciva bitkisi hodangiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ülkemizde Güney ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaygındır. Kumlu toprağı sever. Tüylü boya, Eğlik kökü, Kızılencik, Yerineriği adlarıyla da bilinir. Parlak mavi renkli çiçekler açan çokyıllık otsu bir bitkidir.  Tüylü gövdesi dik veya yatık olabilir. Yapraklar da gövde gibi tüylüdür ve çok sayıdadır. Mayıs ve Temmuz aylarında dalların ucunda açan çiçekleri göz alıcı, parlak mavi renkleriyle kırları şenlendirir. Fındığı andıran meyveleri gri renkli ve yüzeyleri kabarcıklıdır. Son yıllarda adını sıklıkla duymamızla beraber Havaciva bitkisi çok çok eski tarihlerden beri insanların çeşitli amaçlar için kullandığı bir bitkidir. İçi mavi, dışı siyaha yakın kırmızı renkteki kökün muhteviyatındaki boyar madde alkalindir. Bazik ortamda mavi renkteki bu madde, ortama asit eklenerek kırmızı renge döner. Alkol, eter ve yağda çözünen alkalin suda çözünmez. Havaciva kökü, bitkisel yağlar, şarap ve diğer alkollü içecekleri renklendirmek için antik çağlardan beri kullanır. Günümüzde bile... Devamı için tıklayınız.

Havlıcan

Havlıcan Latince adı “Alpinia officinarum” olan Havlıcan, zencefilgiller familyasındandır. Anavatanı Hindistan, Güneydoğu Asya ve Laos'tur. Tropik iklim bitkisidir. Ülkemizde yetişmez. Kendine has kokusuyla ünlü,  güzel çiçekli, ıtırlı çokyıllık bir bitkidir.  Kırmızıçizgili, beyaz yapraklı çiçeklerinin kokusu da en az görüntüsü kadar etkileyicidir.  Hem şifa amaçlı hem de lezzet amaçlı kullanım alanı olan bitkinin köksapları, zencefile benzerliğiyle bilinir. Ama tadı zencefile benzemez. Daha acımtırak bir lezzettedir. Güneydoğu Asya mutfağının kültüründe önemli bir yere sahiptir. Çorbalarda, salatalarda, etli yemeklerde baharlı tadıyla lezzetini özgürce sergiler. Ortaçağ ve Avrupa mutfağında sıkça kullanılmış olan bitki bugün en çok Güneydoğu Asya ve Endonezya mutfaklarında ünlüdür. Asya yemekleri kendisine has kokusunu ve lezzetini bu bitkiye borçludur. Havlıcan bitkisi ile farklı damak tatları yaratarak karakteristik zengin soslar hazırlamak mümkündür. Lezzetli olduğu ölçüde sağlığa faydalarıyla da dikkat çeken bitki, ortaçağda afrodizyak olarak kullanılmış, birçok hastalığın tedavisinde... Devamı için tıklayınız.

Hayıt Tohumu

Hayıt Tohumu Latince adı ‘Vitex agnus-castus’ olan Hayıt, mineçiçeğigiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz ve Batı Kafkasya’dır. Ülkemizde yaygın olarak Anadolu bölgesinde yetişir. Deniz kenarları ve kayalık bölgelerde yetişen bitki, az kireçli, potasyum oranı düşük, azot ve fosfor bakımından zengin toprağı tercih eder. Çalı görünümünde, soluk pembe ya da mavi çiçekli çokyıllık bir bitkidir. Hayıt, eski çağlardan beri Hititler, Eski Mezopotamya ve Roma uygarlıklarınca bilinen bir bitkidir. Antik çağda, özellikle kadın hastalıklarının tedavisinde kullanılmıştır. Meyvelerin idrar artırıcı, gaz söktürücü ve yatıştırıcı etkileri olduğuna inanılmıştır. Eski zamanlarda bazı keşişler tarafından cinsel isteği azalttığı düşüncesiyle sıklıkla çiğnenerek tüketilmiştir. Günümüzde de Hayıt bitkisi hâlâ çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Muğla yöresinde yapraklardan elde edilen uçucu yağ kekik yağı yerine kullanılır. Güvelerden korunması için yünlü kumaşlara Hayıt meyvesi ve tozu serpiştirilir. Batı Anadolu’da Hayıt ağacının dallarından sepetler örülür. Sarı renkli kökleri iplik boyamak... Devamı için tıklayınız.

Hindiba

Hindiba Latince adı ‘Cichorium intybus’ olan Hindiba, papatyagiller familyasındandır. Anavatanının Mısır ve Endonezya olduğu sanılmaktadır. Ülkemizde Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetiştirilir. Marul bitkisine benzerliğiyle bilinir. Mavi, lila, mor veya sarı renkli çiçekler açan tek yıllık otsu bir bitkidir.  Birçok yörede yaprakları, yaprak sapları ve çiçek sapları salata yapılarak tüketilir. Ayrıca tıpkı ıspanak gibi pişirilerek zeytinyağlı yemeğiyle de sofralarda yerini alır. Avrupa’da savaş zamanında kahve yerine kullanılmasıyla ünlenmiş bir içecektir. Uyarıcı etkisi olduğu düşünülen Hindiba, Belçika’da halen kahve gibi çok tüketilen meşhur bir içecektir. İbn’i Sina bu bitkinin yapraklarının yıkanmadan ve soğuk su ile yapılan ekstrelerinin kullanılmasının gerektiğini savunan özel bir kitapçık hazırlamıştır.[1] Hindiba bitkisinden; hindiba çayı, hindiba yağı, hindiba tentürü, hindiba sabunu, hindiba şampuanı, hindiba ekstresi ve ekstraktı üretilir. Ayrıca içeriğindeki tanen, inulin, pentozanlar ve uçucu yağların zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Halk... Devamı için tıklayınız.

Ihlamur Çiçeği

Ihlamur Çiçeği Latince adı ‘Tilia Cordata’ olan Ihlamur, ıhlamurgiller familyasındandır. Anavatanı Kuzey Yarımküre’dir. Ülkemizde hemen hemen her bölgede rahatlıkla yetişir. Ihlamur ağacının çok sayıda türü bulunur. Yürek şeklini andıran yapraklarının kenarları dişli ve uzun saplıdır. Haziran ve Temmuz aylarında sarımsı renkte ve karakteristik kokuya sahip çiçekler açar. Kışın yapraklarını döken uzun ömürlü bir bitkidir.  Herodot bazı uygarlıkların ıhlamur ağacını dini törenlerde kullandıklarını yazmaktadır. Ihlamur çiçekleri ortaçağda terlemeyi teşvik etmek ve yüksek ateşi düşürmek için kullanılmıştır. Yunan mitolojisinde tanrılara onu ölümsüzleştirmesi için yalvaran Philyra’nın bu isteğinin karşılığı olarak uzun ömürlü ıhlamur ağacına dönüştürüldüğüne inanılır. Eski Germenler ve Slavlar için ıhlamur ağacı kutsal bir ağaçtır. Çocuğu dünyaya gelen herkes kader kısmet ağacı olarak mutlaka ıhlamur dikerdi. Almanlar ıhlamur ağacına masallarında, hikayelerinde ve mitlerinde geniş yer vermiştir. Orta Avrupa’da birçok köyün merkezinde ıhlamur ağacı vardır. Bu ıhlamur ağaçları... Devamı için tıklayınız.

Isırgan Kökü

Isırgan Kökü Latince adı ‘Urtica’ yakmak anlamına gelen Isırgan otu, ısırgangiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ilıman iklimleri sever. Ülkemizin hemen hemen her bölgesinde rahatlıkla yetişir. Haziran ayından Eylül ayına kadar çiçek açan otsu bir bitkidir. Isırgan otunun en belirgin özelliklerinden biri yaprakları üzerindeki ince tüylerin ciltle temas ettiği anda cildi tahriş etmesidir. Bu yüzden çıplak elle yapraklara dokunulması önerilmez. Buna rağmen Isırgan otu sağlığa faydaları yüzünden yüzyıllardır çeşitli halk ve kültürler arasında hatırı sayılır bir popülerlik kazanmıştır. Ayrıca ısırgan otundan lezzetli yemekler pişirmekte mümkündür. Ege mutfağında önemli bir yeri olan, yoğurtlu ısırgan otu salatası hazırlanır. Bazı kültürlerde tıpkı ıspanaklı börek gibi ısırgan otlu börek pişirilir. Ispanağa benzeyen yaprakları, zeytinyağlı yeni lezzetler yaratmak için mükemmeldir.  Isırgan otunun tarihte ilk kez ne zaman kullandığıyla ilgili net bir bilgi yoktur. Vikingler, ısırgan otu sapları taşımanın insana güç, cesaret ve direnç kazandırdığına inanırmış. M.Ö 1. Yüzyılda yaşayan Latin... Devamı için tıklayınız.

Isırgan

Isırgan Latince adı ‘Urtica’ yakmak anlamına gelen Isırgan otu, ısırgangiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ilıman iklimleri sever. Ülkemizin hemen hemen her bölgesinde rahatlıkla yetişir. Haziran ayından Eylül ayına kadar çiçek açan otsu bir bitkidir. Isırgan otunun en belirgin özelliklerinden biri yaprakları üzerindeki ince tüylerin ciltle temas ettiği anda cildi tahriş etmesidir. Bu yüzden çıplak elle yapraklara dokunulması önerilmez. Buna rağmen Isırgan otu sağlığa faydaları yüzünden yüzyıllardır çeşitli halk ve kültürler arasında hatırı sayılır bir popülerlik kazanmıştır. Ayrıca ısırgan otundan lezzetli yemekler pişirmekte mümkündür. Ege mutfağında önemli bir yeri olan, yoğurtlu ısırgan otu salatası hazırlanır. Bazı kültürlerde tıpkı ıspanaklı börek gibi ısırgan otlu börek pişirilir. Ispanağa benzeyen yaprakları, zeytinyağlı yeni lezzetler yaratmak için mükemmeldir.  Isırgan otunun tarihte ilk kez ne zaman kullandığıyla ilgili net bir bilgi yoktur. Vikingler, ısırgan otu sapları taşımanın insana güç, cesaret ve direnç kazandırdığına inanırmış. M.Ö 1. Yüzyılda yaşayan Latin... Devamı için tıklayınız.

Kadın Tuzluğu

Kadın Tuzluğu Latince adı ‘Berberis Vulgaris’ olan Kadıntuzluğu,  kadıntuzluğugiller familyasındandır. Anavatanı Kuzey Afrika’dır. Kafkasya’dan Avrupa’ya kadar geniş bir alanda yetişir. Ülkemizde İstanbul ve Trakya’da, değişik bir türü de Doğu Karadeniz bölgesinde yetişir. Yeşil ve kenarları testereyi andıran dişli yapraklara sahiptir. Soğuk, mutedil iklimleri sever. Dört mevsim yemyeşildir. Mayıs ve Haziran ayları arasında sarı renkli güzel kokulu çiçekler açan çalı görünümünde çokyıllık bir bitkidir. Bazı yörelerde Diken üzümü, Karamuk, Sarıçalı, Çobantuzluğu, Ekşimen, Garamık, Zibike, Çoban ekmeği, Tavşan ekmeği isimleriyle de bilinir. Kökü acı, yaprakları ve meyvesi ekşimsi tattadır. Osmanlı mutfağında kadıntuzluğu bitkisinden yemek ve çorba yapılırmış. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğulları için hazırlattığı ziyafet defterinde kadıntuzluğu çorbasından bahsedilir. Ayrıca Osmanlı dönemindeki kadınlar, bu bitkinin çiçeklerini ezerek krem haline getirip yüzlerine renk vermesi için kullanırlarmış.   Kadıntuzluğu bitkisinden; kadıntuzluğu çayı ve kremi üretilir. Halk... Devamı için tıklayınız.

Kantaron

Kantaron Latince adı ‘Hypericum perforatum’ olan Kantaron, kantarongiller familyasındandır. Hemen hemen dünyanın her yerinde yetişen bir bitkidir. Anavatanı Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya’dır. Ülkemizde hemen hemen her bölgede yaygın olarak yetişmektedir. Bazı bölgelerde sarı kantaron, kılıç otu, mayasıl otu, yara otu isimleriyle de bilinir. Temmuz ayından Eylül ayına kadar parlak yıldız şeklinde sarıçiçekler açan çokyıllık otsu bir bitkidir.  Eski çağlardan beri kantaron bitkisi çeşitli kültürler ve halklar tarafından kullanılmıştır. Bir rivayete göre Herakles’in ayağında çıkan çıbanın iyileştirilmesi için kantaron bitkisi sürülmüştür. Eski Yunan ve Roma medeniyetleri zamanında kantaron bitkisi kötü büyülere karşı koruyucu bir etkisi olduğuna inanıldığından halk arasında önemli bir popülerlik kazanmıştır. Sağlığa faydaları ilk olarak ‘Hipokrat’ tarafından dile getirilen kantaron 14. Yüzyıldan beri çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır.    Kantaron bitkisinden; kantaron çayı, kantaron yağı, kantaron tentürü, kantaron şurubu ve kremi üretilir. Ayrıca... Devamı için tıklayınız.

Karabaş Otu

Karabaş Otu Latince adı “Lavandula stoechas” olan Karabaş otu, ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz bölgesidir. Kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Ülkemizde İstanbul, İzmir ve Edirne’de yaygın olarak yetişir. Fransız lavantası ismiyle de bilinir. Mis kokusuyla cezp edici bir etkiye sahiptir. Mor çiçeklerin arasından sonradan açan eflatun renkli minik çiçekler bitkinin üzerine kelebekler konmuş gibi harika bir görünüm yaratır. Karabaş otunun kullanımı çok eski tarihlere kadar dayanır. Osmanlı döneminde, koleraya karşı kullanılması için eczanelerde ferman çıkartılmıştır. Birinci Dünya Savaşında yaralardaki mikropları öldürmek amacıyla bol miktarda kullanılmıştır. Geleneksel olarak birçok kültürde sinirleri sakinleştirmek ve kan dolaşımını düzenlemek için tercih edilmiştir. Ege ve Akdeniz yörelerinde çiçekleri reçel yapımında kullanılır. Karabaş otu bitkisinden; karabaş otu çayı, karabaş otu yağı, karabaş otu tentürü, karabaş otu sabunu, karabaş otu şampuanı ve kremi üretilir. Ayrıca içeriğindeki uçucu yağların zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Halk arasında... Devamı için tıklayınız.

Karadut Yaprağı

Karadut Yaprağı Latince adı “Morus Nigra” olan karadut, dutgiller familyasındandır. Anavatanı Türkistan olan karadut batıda İran, Irak, Türkiye, Akdeniz ülkeleri, Avrupa ve doğuda Çin’e kadar çok geniş bir alana yayılmıştır. Hafif bünyeli toprakları sever. Kışın yapraklarını döken ve soğuğa dayanaklı bir ağaçtır.     Kalın dalları arasından ilkbaharda yeşilimsi renkte çiçekler açar. Hassas ve kırılgan bir kök yapısına sahiptir. Çiçekleri olgunlaştığında harika tatlara sahip karadut meyvelerine dönüşür. Farklı aroması ve hafif ekşimsi tadıyla damaklarda derin bir lezzet yaratır. Hemen her türlü tatlı yapımında kullanılabilir. Kremaların sosunda, pastaların içinde, dondurmalarda, reçel, pekmez ve hoşaflarda değişik biçimlerde tadını özgürce sergiler.    Karadut ağacı, şiirlere, şarkılara ve öykülere konu olmuş bir ağaçtır. Mitolojik öyküde anlatıldığına göre birbirlerine âşık olan Tispe ve Piremus’un aşkları uğruna öldüklerini gören tanrılar, bu aşkı ölümsüzleştirmek için Piremus’un kanını ağacın meyvelerine, Tispe’nin gözyaşlarını ağacın yapraklarına... Devamı için tıklayınız.

Karahindiba

Karahindiba Latince adı ‘Taraxacum officinale’ olan Karahindiba papatyagiller familyasındandır. Tüm Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya olmak üzere dünyanın hemen her yerinde yetişir. Ülkemizde en çok Ege ve Marmara bölgesinde yetişmesine rağmen Anadolu’da da sık sık rastlamak mümkün. Nisan ve Mayıs aylarında bütün tarla kıyılarında, çayırlık alanlarda yetişebilen çokyıllık otsu bir bitkidir. Bazı yörelerde güneyik, çıtlık, arslandişi, radika isimleriyle de bilinir.   İlkbahardan sonbahara kadar çayırları altın sarısı gibi kaplayan rozet halinde göz kamaştırıcı güzellikte çiçekler açar. Daha sonra bu çiçek kömeçleri enteresan biçimde karahindibanın tohumlarını taşıyan beyaz toplara dönüşürler. Bu topçuklar en hafif rüzgârda bile uçuşup çevreye yayılırlar. Bitki böylece etrafa yayılan tohumlarıyla çoğalır. Karahindiba yedinci yüzyılda Çinliler tarafından şifalı bir bitki olarak kullanılmaya başlanmış. Türkler on birinci yüzyılda İbni Sina’nın sayesinde karahindibayı keşfetmişlerdir. Batıya yayılımı da Türklerin sayesinde olmuştur. İngiliz folklorunda karahindiba aşkın habercisidir. Genç kızlar... Devamı için tıklayınız.

Karakafes Otu

Karakafes Otu Latince adı “Symphytum officinale” olarak adlandırılan bir hodangiller familyasındandır. Anayurdu Avrasya’dır. Ülkemizde Kuzey Anadolu’da yetişmektedir. Özellikle güneşli, nemli ve azot bakımından zengin bölgeleri sever. Kökleri bir kafese, yaprakları ise eşekkulağına benzemektedir. Bu yüzden bazı yörelerde eşekkulağı olarak da bilinir. Yaz boyunca çiçek açan çokyıllık otsu bir bitkidir.  Çiçekleri topluca bir sapa bağlı olarak sarkık halde bulunur. Geniş bir mızrak şeklinde uzanan yapraklarının uçları sivri, kenarları hafif kertikli, dalgalı, üst yüzeyi yeşil pürtüklü, alt yüzeyi grimsi yeşil ve tüylüdür. Karakafes otu eski çağlardan beri halk tarafından ağrıları kesmek için ve yaraları iyileştirmek için başvurulmuş bir bitkidir. Özellikle romatizma ağrılarında, eziklerde ve morarmalarda yaygın olarak kullanılmıştır. Yara izlerinin geçirilmesinde etkili sonuçları olduğundan halk arasında hatırı sayılır bir popülerlik kazanmıştır. Değişik tadı ve aromasıyla çeşitli salatalarda kullanıldığı gibi ıspanak gibi pişirilip de yenilebilir.   Karakafes otu bitkisinden; karakafes çayı,... Devamı için tıklayınız.

Kediotu Kökü

Kediotu Kökü Latince adı “Valeriana Officinalis” olan Kediotu, kediotugiller familyasındandır. Köklerin salgıladığı bulandırıcı koku tüm kedilerin hoşuna gittiğinden toprağı kazıp bitkinin kökünü çıkardıkları için bu isimi almıştır. Bütün Avrupa, orta Asya ve Japonya’nın nemli bölgelerinde yetişmektedir. Ülkemizde daha çok Bursa-Uludağ’da ve Doğu Anadolu’nun sulak çayırlarında yetişir. Beyaz ya da açık pembe renkte muhteşem çiçekler açan çokyıllık otsu bir bitkidir.  Antik Yunan ve Roma'da tıbbi bir bitki olarak kullanılmıştır. Bergamalı Galen (M.Ö. 2.yy) ve Hipokrat'ın da uyku bozukluklarını tedavi etmek amacıyla hastalarının reçetesine Kediotu kökü bitkisini yazdığı bilinir.  2000 yıl önce sakinleştirici ve anksiyete bozukluklarına karşı kullanıldığı bilinen Kediotu kökü çayı, Çin ve Hint tıbbında doğal bitki olarak sıklıkla kullanılmıştır. Halk arasında yara iyileştirici, sindirim sistemini ve kalp ritmini düzenleyici gibi amaçlarla kullanılsa da, kültürel anlamda da ayrı bir öneme sahiptir. Ortaçağ İsveç'inde düğünlerde damadın üstüne yerleştirilen Kediotu, kemgöze... Devamı için tıklayınız.

Kekik

Kekik Latince adı “Thymus” olan Kekik, ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ülkemizde hemen hemen her bölgede rahatlıkla yetişir. 350’den fazla türü bulunur. Kurak tepe ve dağ eteklerinde rahatlıkla yetişebilen, güzel kokusuyla tanınan, çokyıllık otsu bir bitkidir. Dünya mutfağındaki en meşhur baharatlardan biridir. Özellikle her türlü et yemeğinin vazgeçilmezidir. Zengin aroması, lezzeti ve kokusuyla her türlü yemeğe müthiş uyum gösteren kekik, antiseptik özelliğinden dolayı gıda zehirlenmelerine karşı da kullanılmıştır. Binlerce yıllık geçmişi bulunan kekiğin ilk kullanımının Antik Yunan’a kadar uzandığı biliniyor. Güzel kokusuyla tapınaklarda tütsü olarak kullanılmıştır. Eski Mısır’da parfüm üretiminde ve mumyalama işleminde kullanılmıştır. Theophrast, Plinius, Galen gibi birçok hekim tarafından hastalıkların tedavisinde başvurulan bir bitki olmuştur. 16. Yüzyılda özellikle ağız hastalıklarında ve yaraların tedavisinde antiseptik olarak kullanılmıştır. Eski Yunanlılar ve Romalılar peynir ve alkollü içecekleri kekikle tatlandırmışlar. Cesaret ve hayranlığın simgesi... Devamı için tıklayınız.

Keten Tohumu Öğütülmüş

Keten Tohumu Öğütülmüş Latince adı ‘çok şifalı bitki’ anlamına gelen ‘Linum usitatissimum’’ olan Keten, ketengiller familyasındandır. Anavatanı Türkiye, Mısır, Suriye ve Irak’tır. Günümüzde kültür bitkisi olarak Avrupa, Asya, Amerika’nın Kuzey ve Güney’inde de yetiştirilmektedir. Haziran ve Ağustos aylarında ipek gibi yumuşacık, özgürlük hissi uyandıran masmavi ya da kendine has sarıçiçeklerle yaz mevsimini renklendirir. Lif ve yağ ketenleri olarak sınıflandırılır. Hemen hemen her çeşit toprakta rahatlıkla yetişebilir. Anadolu’da yazlık ve güzlük ketenler olarak dönemsel ekilir.   Birçok arkeolojik çalışma Mezopotamya’da 7 bin yıl önce keten tarımı yapıldığını gösterir. Eski Mısır’da bulunan mezar odalarına yiyecek olarak konulmuş, ketenin yetiştirilişini anlatan resimler bulunmuştur. İlaç olarak kullanımının M.Ö 2500 yıllarında başlandığı tahmin ediliyor. Tevrat’ta keten tohumu ve çorbası diyet yiyeceği olarak geçiyor. Avrupa’da ilk kez Theophrast ketentohumunu öksürük ilacı olarak kullanmıştır. Hipokrat’ın tıbbi formüllerinde, yazdığı droglarda ketentohumu... Devamı için tıklayınız.

Keten Tohumu Tane

Keten Tohumu Tane Latince adı ‘çok şifalı bitki’ anlamına gelen ‘Linum usitatissimum’dır. Keten, ketengiller familyasındandır. Anavatanı Türkiye, Mısır, Suriye ve Irak’tır. Günümüzde kültür bitkisi olarak Avrupa, Asya, Amerika’nın Kuzey ve Güney’inde de yetiştirilmektedir. Haziran ve Ağustos aylarında ipek gibi yumuşacık, özgürlük hissi uyandıran masmavi ya da kendine has sarıçiçeklerle yaz mevsimini renklendirir. Lif ve yağ ketenleri olarak sınıflandırılır. Hemen hemen her çeşit toprakta rahatlıkla yetişebilir. Anadolu’da yazlık ve güzlük ketenler olarak dönemsel ekilir.    Lif ketenleri nemli havayı, yağ ketenleri güneşli havayı severler. Keten tohumları kapsülden dövülerek çıkarılır. Elenerek temizlenir. Zahmetli bir süreçten geçirilerek çıkarılan lifler demet haline getirilip havuzlara daldırılır. Bir müddet bekletildikten sonra havuzdan çıkarılarak kurutulur. Kuruduktan sonra taraklardan geçirilip düzeltilir. Yumaklar halinde hazırlanır. Ketentohumu en eski kültür bitkilerindendir. Neredeyse 4000-5000 yıldan beri insanlık tarihinde yer etmiştir. MÖ. 4. Yüzyılda Eski Mısır’lılardan... Devamı için tıklayınız.

Kına Kına

Kına Kına Latince adı ‘Cinchona Pubescens’ olan Kınakına, kökboyasıgiller familyasındandır. Amazon yağmur ormanlarında yetişen doğal bir ağaçtır. Anavatanı Peru ve Bolivya’dır. Sanayi bitkisi olarak Cava, Güney Hindistan, Kolombiya, Seylan, Guatemala, Kamerun ve Kongo gibi tropikal ülkelerde yetiştirilir. Yapraklarının şekli yumurtayı andırır. Keskin kokulu ve bembeyaz çiçekler açan çokyıllık bir bitkidir.  Kınakına bir bitki familyası olmaktan çok daha fazlasıdır. Çöl insanları tarafından ilk kez serinlemek amaçlı ellere ve ayaklara çamurla karıştırılarak kullanılmıştır. Yıllar içinde ellerin tamamına değil de sadece avuç içine yakılmaya başlanmış. Böylece sembolik olarak da ferahlık ve rahatlama hissi yaratmıştır. Birçok kültürde kınanın nazarı bozduğuna, kötülüğü uzak tuttuğuna ve büyülerden koruduğuna inanılmıştır. Orta Asyalı kadınlar kınayı süslenmek ve kendilerini diğer kadınlardan farklı göstermek için kullanmışlardır. Geleneksel anlamda ülkemizde evlenecek kızlara düğün öncesinde kınagecesi yapılması bir ritüele dönüşmüştür. Dünyanın birçok yerinde kına, güzelliğin, saflığın... Devamı için tıklayınız.

Kiraz Sapı

Kiraz Sapı Latince adı ‘Cerasus avium’ olan Kiraz, gülgiller familyasındandır. Anavatanı Hazar Denizi ve Kuzey Doğu Anadolu’dur. Ülkemizdeki anavatanı Giresun olarak bilinir. Kışın yapraklarını döken, ilkbaharda yapraklarından önce pembe ve beyaz renkte çiçekler açan çokyıllık bir bitkidir.  Bulunduğu bölgeye ve ağacın çeşidine göre kiraz meyvesi nisan sonu ile temmuz başı arasında olgunlaşır. Kiraz, yuvarlak biçimli, etli, sulu, hafif lifli, lezzetli ve hoş aromalı bir meyvedir. O taze yenildiği gibi pastalarda, dondurmalarda ve diğer tatlı türlerinde kullanıldığında enfes lezzetler yaratır. Çok çok eski tarihlerden beri insanoğlunun severek tükettiği bu meyve Yunan mitolojisinde doğum ve yenilenmeyi simgeler. Çin’de ölümsüzlüğü... Roma kralı Sezar tarafından Giresun’dan alınıp tüm dünyaya yayıldığı söylenir. O dönem Giresun’un ismi Kerasus (kiraz) imiş. Bir Çin mitosunda tanrıça Xi Wang Mu’nun her bin yılda bir kiraz bahçelerine ölümsüzlük depoladığına inanılır. Kiraz ağaçları kötü ruhlara, kara büyüye geçit vermemesiyle bilinir. Hâlâ yeni yılda Çin’de kapılara kiraz ağacı... Devamı için tıklayınız.

Kırlangıç Otu

Kırlangıç Otu Latince adı ‘Herba chelidonii’ olan Kırlangıçotu, gelincikgiller familyasındandır. Anavatanı Avrupa ve Kuzey Anadolu’dur. Ülkemizde Marmara, Karedeniz ve İç Anadolu bölgelerinde yetişir. Daha çok sulak ve gölgeli yerleri sever. Nisan ve Mayıs aylarında sapsarı renkte güzel çiçekler açan çokyıllık otsu bir bitkidir. Gövdesinde ve saplarında portakal sarısı, koyu bir sıvı bulunur. Antik Yunan ve Roma döneminde bu sıvının vücutta çıkan siğil, nasır ve egzama gibi cilt hastalıklarını iyileştirmek için kullanıldığı biliniyor.         Kırlangıçotu bitkisinden; kırlangıçotu çayı, kırlangıçotu tentürü, kırlangıçotu şurubu ve kırlangıçotu merhemi üretilir. Ayrıca içeriğindeki uçucu yağların zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Tekstil sanayisinde koyu bej yün boyası elde edilir.  Halk arasında kırlangıçotu çayı içmenin sindirimi kolaylaştırmaya, bağırsakları temizlemeye, uykusuzluğa, halsizliğe ve psikolojik rahatsızlıklara iyi geldiğine inanılır. [1]  Kırlangıçotu tedavi amaçlı kullanılırken mutlaka bir uzman denetiminde... Devamı için tıklayınız.

Kısamahmut

Kısamahmut Latince adı ‘Teucrium chamaedrys’ olan Kısamahmut ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ülkemizde hemen hemen her bölgede rahatlıkla yetişir. Bazı yörelerde Dalak otu, Meşecik, Acı yavşan otu, Mayasıl otu, Meryem otu, Yer meşesi, Yer palamudu, Er kurtaran, Kumacu otu olarak da bilinir. Çalı görünümlü, tüylü çokyıllık otsu bir bitkidir. Yüksek tepeleri, dağ eteklerini, yol kenarlarını, orman diplerini çok sever. İlkbaharda güzel kokulu pembecik çiçekler açar. Acımtırak bir tadı ve hafiflik hissi veren yumuşak bir kokusu vardır. Son yıllarda adını sıklıkla duymamızla birlikte bitki Ortaçağ’dan beri çeşitli kültürler ve halklar tarafından kullanılmıştır. Yılan sokmalarına karşı panzehir oluşuyla büyük bir ün salmıştır.   Kısamahmut bitkisinden; kısamahmut çayı, kısamahmut yağı, kısamahmut tentürü ve merhemi üretilir. Ayrıca içeriğindeki uçucu yağların zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Halk arasında kısamahmut çayı içmenin ateş düşürmeye, vücudu kuvvetlendirmeye, iştah açmaya, mide ağrılarını kesmeye, şeker hastalığına iyi... Devamı için tıklayınız.

Koyun Otu

Koyun Otu Latincesi ‘Agrimonia’ gözleri iyileştiren şifalı bitki ve ‘Eupatoria’ en iyi şifalı bitki karışımlarını hazırlayan kraldan gelmektedir; ‘Agrimonia Eupatoria’. Koyun otu gülgiller familyasındandır. Anavatanı İngiltere olarak bilinir. Kanada, ABD ve Kuzey Avrupa ülkelerinde de doğal olarak yetişmektedir. Ülkemizde hemen hemen her bölgede rahatlıkla yetişebilir. Koyu yeşil yapraklı, uzun dalları üzerinde küçük sarıçiçekler açan çokyıllık otsu bir bitkidir. Çalılık alanları, yol kenarlarını, alkali toprağa sahip yerleri sever. Tohumları kalın olduğundan filizlenebilmesi için soğuk havaya ihtiyaç duyar. Meyveleri çengeli andırır. Tadı acımtıraktır. Bazı yörelerde kızılyaprak, fıtık otu, kasıkotu isimleriyle de bilinir. Çok çok eski çağlardan beri bilinen, kullanılan bir bitkidir. Antik Yunan dünyasında sağlığa faydaları nedeniyle ‘philanthropos’ insanlığa hayırlı olarak nitelendirilmiştir. Asırlardır Avrupa’da kullanılan koyun otu doğuda Çin geleneksel tıbbına da girmiştir.    Koyun otu bitkisinden; koyun otu çayı, koyun otu ekstresi üretilir. Ayrıca... Devamı için tıklayınız.

Kurt Pençesi

Kurt Pençesi Latince adı ‘Lycopodium clavatum’ olan Kurtpençesi otu gülgiller familyasındandır. Anadolu, Avrupa ve Kuzey Amerika’da yetişir. Ülkemizde Trabzon, Rize, Çoruh dağlarının nemli kısımlarında sıkça rastlanır. Bulanık yeşil renkli bir bitkidir. Yaprak koltuklarında çok sayıda beyaz ve kırmızı benekli çiçekleri bulunur. Gövdesinden çıkan incecik, zarif köklerle toprağa tutunur. Her dem yemyeşil olan çokyıllık otsu bir bitkidir.  Kurtpençesi, radyum içeren önemli bir bitki türüdür. Avusturya ve Almanya’da doğayı koruma yasası kapsamına alınmıştır. Bazı yörelerde kurtayağı, kurttırnağı, yılankökü, çıyancık, çıyan otu isimleriyle de bilinir. Yapılan arkeolojik kazılarda Crock Hey Madeni, Wigan, Lancashire, İngiltere’de Karbonfier döneminden kalma 330 milyon yıl öncesine ait kurtpençesi fosili bulunmuştur. Fosil günümüzde yaşayan kurtpençesi otlarıyla benzerlik gösterir. İnsanlık tarihinde Matthiolus ve Lonicerus, diş etlerini güçlendirmekte, ateş düşürmekte, sancı dindirmekte kurtpençesi otunu kullanmışlardır. Kurtpençesi tozu eskiden hapların birbirine yapışmaması için kutulara... Devamı için tıklayınız.

Kuşburnu

Kuşburnu Latince adı ‘Rosa Canina’ olan Kuşburnu, gülgiller familyasındandır. Anavatanı Batı Asya ve Anadolu’dur. Ülkemizde Akdeniz, Marmara, Ege bölgelerinde doğal koşullarda yetişir. Bazı yörelerde Yabangülü, Şillan, Deligül, Gülburnu, Gülelması isimleriyle de bilinir. Çok sayıda türü bulunur. Güzel kokulu çiçeklerinin rengi türüne ve yetişme şartlarına göre beyaz, pembe, kırmızı ve sarı olabilir. Dikine büyüyen çokyıllık çalı görünümlü bir bitkidir.  Parlak kırmızı renkte, minik yumurtamsı görünümüyle meyveleri dikkat çekicidir. Protein ve C vitamini bakımından zengin olan bu meyvelerin tadı mayhoş, ekşimsidir. Hemen her türlü kek, tatlı ve pastalarda değişik aromasıyla zengin tatlar yaratmak için kullanılabilir. Kuşburnu meyvelerinden reçel, marmelat ve hoşaf da yapılır. Binlerce yıldır şifa amaçlı olarak halk arasında kullanılan kuşburnu, çiçeklerinin kendine has güzellikte kokusuyla Ortaçağ’da parfüm üretiminde de kullanılmıştır. İbn’i Sina, soğuk algınlıkları için Kuşburnu çayını önermiştir. Bitki 1800’lü yıllarda Çin’den Avrupa’ya getirilmiştir. 2. Dünya... Devamı için tıklayınız.

Labada

Labada Latince adı ‘Rumeoc Patienta’ olan Labada, karabuğdaygiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ülkemizde hemen hemen her yerde rahatlıkla yetişir. Daha çok dağlık, ormanlık, çayırlık ve sulak yerleri sever. Haziran ve Eylül ayları arasında geniş damarları yaprak açar. Tek sap üzerinde büyüyerek yaz ortalarında kırmızı pul halinde çiçek açan otsu yıllık bir bitkidir. Bazı yörelerde Duvelik, Efelek, Avelik,  Dağ pazısı, Ilıbada, Gegeş olarak da bilinir. Eski Mısır ve Roma döneminden beri kullanılmaktadır. Yapraklarının ekşimtırak tadı sayesinde birçok yemeğin yapımında, özellikle yaprak dolmasında tercih edilmiştir. Pirinç ve soğan karışımları Labada’yla mükemmel bir uyum gösterir. Köklerinde nişasta, şekerler, reçine ve antrakinon türevleri bulunduğundan iyi bir besin kaynağıdır. Salatalarda, çorbalarda tadını özgürce sergiler. Labada’yla farklı damak tatları yaratmak mümkündür.     Labada bitkisinden; labada çayı, labada yağı üretilir. Ayrıca içeriğindeki tanen ve fosfor zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Halk arasında Labada çayı... Devamı için tıklayınız.

Lavanta

Lavanta Lavanta, Latincede yıkamak anlamına gelen ‘lavare’ kelimesinden türemiş “Lavandula” ismiyle bilinir. Ballıbabagiller familyasındandır. Haziran ve Temmuz aylarında göz alıcı güzellikte ve ahenkli çiçekler açan yarı çalımsı çokyıllık bir bitkidir.  Lavantanın anavatanı Akdeniz ülkeleridir. Tüm Avrupa, Akdeniz ve de Ege denizi kıyılarında bol miktarda doğal koşullarda yetişir. Lavanta bir süs bitkisi olmaktan çok daha ötede bir bitkidir. O müthiş kokusuyla, güzelliğin, zarafetin ve hoşluğun sembolüdür. Farklı aroması, enfes kokusuyla yemeklerde ve salatalarda zengin tatlar elde etmek için müthiş bir çeşnidir. Nefese tazelik verdiğinden temiz ve ferahlatıcı bir tadı vardır. Lavanta bitkisini yakından tanımayanlar onun bu enfes kokusunun sadece çiçeklerinde olduğunu sanabilir. Oysa lavantanın yaprakları ve yaprak sapları da aynı muhteşem kokuya sahiptir. Yüzyıllardır farklı toplumlarda ve kültürlerde analjezik, anti bakteriyel, antidepresan ve uyku bozukluklarını giderici şifalı bir bitki olarak kullanılmıştır. Ortaçağ ve Rönesans’ta vebadan korunmak için binaların zemini lavantayla kaplanırdı. Meryem... Devamı için tıklayınız.

Mate Yaprağı

Mate Yaprağı Latince adı ‘Ilex paraguariensis’ olan Mate Yaprağı, çobanpüskülügiller familyasındandır. Bir diğer adı ‘Paraguay Çayı’dır. Mate, kap anlamına gelmektedir. Anavatanı Paraguay ve Uruguay’dır. Kuzey Arjantin, Paraguay, Uruguay, güney Brezilya ve Bolivya gibi tropik altı Güney Amerika ülkelerinde yerel olarak ve ticari amaçlı yetiştirilir. Her dem yemyeşilliğiyle bilinen, çokyıllık bodur bir bitkidir. Çiçekleri çok küçük demetler halinde yaprak saplarının diplerindedir. Çiçeklerinin taç yaprakları oldukça minik, bembeyaz renktedir. Ortada bulunan yeşilimsi göbeği zamanla olgunlaşarak meyveye dönüşür. Meyveleri önce yeşilimsi daha sonra olgunlaştıkça siyahımsı bir renk alır. Yoğun tarçın aromasını andıran tadı oldukça lezzetlidir.  Avrupalılar tarafından ‘Yerlilerin Yeşil Altını’ olarak nitelendirilmiştir. Özellikle Arjantin’in gündelik yaşamında önemli bir yere sahiptir. Bazı dönemlerde fabrika işçilerinin bitkinin çayını içmesi yasaklanmıştır. Yerliler tarafından ‘Tanrının Ağacı’ olarak adlandırılmıştır. Güney Amerika’da... Devamı için tıklayınız.

Mayıs Papatyası

Mayıs Papatyası Latince adı ‘Matricaria Recutita’ olan Mayıs Papatyası, papatyagiller familyasındandır. Anavatanı Doğu Avrupa ve küçük Asya’dır. Bugün dünyanın birçok noktasına yayılım göstermiştir. Ülkemizde Marmara, Ege, Trakya, Güneybatı Anadolu’da doğal koşullarda yetişir. Mayıs ve Ağustos ayları arasında zarafeti temsil eden beyaz renkte çiçekler açan tek yıllık otsu bir bitkidir.     Yaprakları hafif acı ve baharlı bir tattadır. Zengin C vitamini içerdiğinden papatya yaprakları, dünya mutfağında salataların hem görünümünü hem de lezzetini arttırmak için kullanılır. Balarılarının da çok sevdiği papatyalar bahar mevsiminin en parlak ve dikkat çekici yüzüdür. Roma mitolojisinde çayır perisi Belides ve meyve ağaçlarının tanrısı Vertumnus birbirlerine aşıklarmış. Vertumnus’un aşkından bunalan Belides kendisini papatyaya dönüştürmüş. Yunan mitolojisinde, Mayıs Papatyası, incelik ve zarafeti simgelemektedir. Yıldızlı gökyüzünün tanrıçası Asterea’nın gözyaşlarından yaratıldığına inanılır. Şiirlere, efsanelere, masallara, öykülere konu olacak kadar popüler olan bu bitki... Devamı için tıklayınız.

Melisa

Melisa Latince adı ‘Melissa Officinalis’ olan Melisa, nane familyasındandır. Melisa adı, Yunanca ‘arı’ kelimesinden gelir. Anavatanı Güney Afrika ve Akdeniz havzasıdır. Ülkemizde yabani olarak hemen hemen her bölgede yetişir. Dört mevsim yemyeşilliğiyle bilinir. Limon kokulu, çokyıllık otsu bir bitkidir.    Yaz aylarının sonuna doğru minik beyaz çiçekler açar. İnsana dinginlik, hafiflik ve rahatlama hissi veren güzel bir kokuya sahiptir. Halk arasında nane balsamı, mavi balsam, bal bitkisi, tatlı balsam, limon otu, acem otu ve oğul otu olarak da bilinir. Eski çağlardaki insanlar bu güzel kokulu bitkiyi tütsü olarak kullanmışlardır. Tütsünün limonsu kokusunun insanı kötülüklerden, kem gözlerden uzak tuttuğuna inanmışlardır. Melisa bitkisi Avrupa kıtasındaki ününü Ortaçağ’da kazanmıştır. Roma döneminde Plinius, Eski Yunan döneminde Dioscorides, 1500’lü yıllarda Avustralyalı Paracelsus ve 1600’lü yıllarda İngiltereli Jhon Gerard tarafından çeşitli hastalıkların tedavisinde bitkisel ilaç olarak kullanılmıştır. Günümüzde özellikle yoğun iş temposunun yarattığı strese, zihinsel yorgunluğa ve... Devamı için tıklayınız.

Mercan Köşk

Mercan Köşk Latince adı ‘Origanum majorona’ olan Mercanköşk, ballıbabagiller familyasındandır. Akdeniz havzası bitkisidir. Çeşitli türleri ülkemizde de Trakya, Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde yabani olarak yetişir. Kurak yerlerde, kayalık bölgelerde sıkça rastlanan, çalı görünümlü, hoş kokulu çokyıllık bir bitkidir. Bazı yörelerde Güveyotu, Keklikotu ya da Mercan Köşkü isimleriyle de bilinir. Koyu yeşil yaprakları kekik gibi aromalı kokar. Haziran ve Ekim ayları arasında beyaz ya da pembe çiçeklerle doğayı şenlendirir. Farsçada ‘dağın keyfi’, ‘dağın neşesi’ anlamına gelen sözcükten dolayı Türkçeye ‘Mercanköşk’ olarak geçmiştir. Romalılar döneminden beri özellilikle Orta Avrupa’da kekiğe yakın bir tatta oluşuyla ün salmıştır. Hemen her türlü et yemeğinde, sebzelerde, salatalarda kendine has aromasını özgürce sergiler. Afrodit, Mercanköşk’ün müthiş kokusunu ‘mutluluk’ simgesi olarak kabul etmiştir. Bir mezarın üzerinde ‘Mercanköşk’ çıkarsa ölen kişinin ruhunun sonsuza kadar mutlu olacağına inanmıştır.       Mercanköşk... Devamı için tıklayınız.

Mersin Yaprağı

Mersin Yaprağı Latince adı ‘Myrtus communis’ olan Mersin bitkisi, fundagiller familyasındandır. Anavatanı Kuzey yarım küredir. Dünyanın serin ve dağlık bölgelerinde yetişen birçok türü bulunur. Ülkemizde Akdeniz, Ege ve Karadeniz bölgesinin fundalık ve ormanlık alanlarında yabani olarak yetişir. Kışın yapraklarını dökmeyen çokyıllık bir bitkidir.  Bazı yörelerde Murt, Elduran, Zazak, Sakızağacı, Aşılı Mersin, Çay Üzümü isimleriyle de bilinir. Yeşilimsi kahverengi tonundaki yaprakları tersyüz ve derimsidir. Keskin, serinletici kokusuyla diğer ağaçların yapraklarından hemen ayırt edilir. Mayıs ayında göz alıcı güzellikte bembeyaz çiçekler açar. Çiçeklerin görüntüsü kadar kokusu da harikadır. Puslu mavi tonunda, ekşimtırak lezzette meyveler verir.       Mersin bitkisi meyvesiyle, yaprağıyla, çiçekleriyle çok çok eski tarihlerden beri çeşitli kültürler ve halklar tarafından kullanılmaktadır. 1100’lü yıllardan beri şifalı bitkilerle ilgili yazılan kitapların hemen hepsinde mersin bitkisine rastlamak mümkün. 16. Yüzyılda Almanya’da yaşayan şifalı bitki uzmanları yabanmersini meyvelerini... Devamı için tıklayınız.

Meyan Kökü

Meyan Kökü Latince adı ‘tatlı kök’ anlamına gelen ‘Glycyrrhiza glabra’ olan Meyankökü, baklagiller familyasındandır. Anavatanı Avrupa ve Asya’dır. Ülkemizdeki Güney Doğu Anadolu bölgesinde yetişir. Mavimsi mor renkte çiçekleriyle ünlüdür. Özellikle dere ve nehir kenarlarındaki kumluklarda yetişen çokyıllık çalımsı bir bitkidir.  Bitkinin kökü toprakaltlarında oldukça derine kadar iner. Tatlı, sert ve tuzlu bir tada, hoş bir kokuya sahiptir. Köklerin suyla kaynatılıp suyun buharlaşmasıyla elde edilen balına çubuk şekli verilir. Bu bal, her türlü tatlı, pasta, şekerleme ve çikolata yapımında kullanılır. Meyankökünü Çinliler daha çok yemeklerinde çeşni olarak kullanırlarken Kuzey Avrupalılar tatlılarda kullanırlar. Ayrıca kolalı içeceklere de o kendine özgü tadı veren şey meyanköküdür.   Şekerli tadıyla ünlü olduğu kadar şifasal özellikleriyle de ünlüdür. M.Ö Mısırlılar tarafından öksürük ve akciğer hastalıklarının tedavisinde meyankökü kullanılmıştır. Makedonya kralı Büyük İskender (M.Ö 356-323) yaptığı seferlerde askerlerin susuzluğunu gidermek için meyankökünü kullanmıştır.... Devamı için tıklayınız.

Mısır Püskülü

Mısır Püskülü Latince adı ‘Zea mays’ olan Mısır, buğdaygiller familyasındandır. Anavatanı Güney Amerika’dır. Ülkemizde Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde yetişir. Nemli, sıcak iklimleri sever. Genellikle Haziran ayında ekilip Eylül ayında hasat edilmekle beraber bölgelere göre hasat zamanı daha da erken olabilir. Bir yıllık, tek evcikli bir tahıl bitkisidir.  Gövdesi sert ve diktir. Sapsız yaprakları geniş, uzun, üst yüzü tüylü, alt yüzü tüysüz olup tabanı ile bir kın halinde gövdeyi sarar. Haziran ya da Ağustos ayında açan çiçekleri kavuz adı verilen yaprakçıklarla örtülür. Mısır taneleri, açık veya koyu sarı, esmer veya kırmızımtırak renktedir.  Beş çeşit mısır bulunur; sert mısır, unlu mısır, at dişi mısır, patlak mısır ve kavuzlu mısırdır. Mevsiminde Pazar tezgâhlarında yerini alan, kendine özgü tadıyla başka hiçbir meyveye benzemeyen Mısır, dünya mutfağında da önemli bir besin kaynağıdır. Salatalara, yemeklere, çorbalara, pizzalara farklı bir lezzet katıp zenginleştirir. Garnitür olarak harika bir çeşnidir. Mısırla enfes yiyecekler hazırlanabilir.       Mısır, iyi bir... Devamı için tıklayınız.

Mürver Çiçeği

Mürver Çiçeği Latince adı ‘Sambucus nigra L’ olan Mürver çiçeği adoxacaea familyasındandır. Anadolu, Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya’da yetişir. Çok sayıda türü bulunur. Bazı cinsleri ağaç, bazı cinsleri otsu bir bitkidir. Dal uçlarında bulunan beyaz çiçekleri tıpkı danteli andırır. Bu zarif ve narin görünümlü çiçeklerin kokusu da harikadır. Tadı önce tatlı sonrasında acı lezzettedir.   Eski çağlardan beri insanlık tarihinde sadece görsel güzelliği ve dillere destan kokusuyla değil, şifasal özelliklerine inanıldığından da hatırı sayılır bir üne kavuşmuştur. Mısırlılar yanık tedavisinde Mürver çiçeğini kullanmışlardır. Kızılderililer Mürver çiçeğinden çeşitli içecekler yapmışlardır. Ortaçağda bir efsaneye göre Mürver ağaçlarının cadıların meskeni olduğu sanılırmış. Eğer mürver ağacı yaprakları kesilirse kesen kişinin cadıların gazabına uğrayacağına inanılırmış. Yüzyıllar boyunca çiçekleri, meyvesi, yaprakları, kabuğu ve kökü geleneksel yöntemlerle kullanılmıştır. Kendine has aroması ve kokusuyla yapılan Mürver çiçeği reçeli bazı kahvaltı sofralarının vazgeçilmezidir.... Devamı için tıklayınız.

Nane

Nane Latince adı ‘Mentha Piperita’ olan Nane, ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz bölgesi, özellikle Anadolu ve Mısır’dır. Ülkemizde hemen hemen her bölgede doğal koşullarda rahatlıkla yetişir. 25-30 farklı türü bulunur. Kuvvetli kokusuyla bilinen, erguvan renkli çiçekleri olan çokyıllık otsu bir bitkidir.  Hem taze hem de kurutularak kullanılan bu bitki dünya mutfağında özel bir yere sahiptir. Karakteristik kokusuyla hemen her çeşit yemeğe, salatalara, çorbalara, etlere, pizzalara, çöreklere, hamur işlerine ayrı bir lezzet katar. Aromasıyla yiyecekleri zenginleştirir. Dünya mutfağında ve sağlık amaçlı kullanımı binlerce yıl önceye dayanan nane Yunan Mitolojisinde de yer alır. Tarih boyunca karakteristik kokusuyla popüler parfümlerin imalatında kullanılmıştır. Amerika’daki yerliler tarafından kullanılan nanenin ticaret gemileriyle Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Pek çok kültürde misafirperverliği sembolize eden nane, Orta Doğu’da halen misafirlere ikram edilen ilk içecek olmaya devam ediyor. Romalılar bu bitkiyi arı sokmalarına karşı, hastalıklardan korunmak ve samimi duyguların ifadesi için... Devamı için tıklayınız.

Oğul Otu

Oğul Otu Latince adı “Melissa Officinalis” olarak adlandırılan bir ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz ve Güney Avrupa’dır. Ülkemizde, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişir. Limon kokulu, tüylü yapraklı, otsu ve çokyıllık bir bitkidir. Dört mevsim yemyeşildir. Yaz aylarının sonlarına doğru küçük beyaz çiçekler açar. Bilinen diğer adları melisa ve kovanotu’dur. Oğulotu’nun kullanımı çok çok eski tarihlere kadar uzanır. M.S. 77 yılında Grekçe yazıldığı tahmin edilen Pedanius Dioscorides’in 'Pre Hyalis Iatrikes' (İlaçlar Bilgisi) eserinde oğulotu bitkisinden bahsedilir. Ortaçağ’da özellikle böcek ısırıklarına karşı halkın imdadına yetişmiş bir bitkidir. Ebu Reyhan Birûni’nin insanlık tarihine bıraktığı yüz eserinden biri olan Kitab al-Saydada fi al-Tıb (Tıp müfredatı hakkında kitap) kitabındaki bitkisel droglar arasında oğulotu bitkisinin faydalarından da bahsedilir.     Oğulotu bitkisinden; oğulotu çayı, oğulotu yağı, oğulotu kolonyası gibi esanslar da üretilir. Ayrıca içeriğindeki tanen ve uçucu yağların zenginliğiyle çok çeşitli... Devamı için tıklayınız.

Okaliptus Yaprağı

Okaliptus Yaprağı Latince adı ‘Eucalyptusbaum / Heberbaum / Eucalyptus’ olan Okaliptüs ağacı, mersingiller familyasındandır. Anavatanı Avustralya’dır. Ülkemizde Tarsus, Mersin, Adana, Antalya’da yaygın olarak yetiştirilir. Yedi yüze yakın farklı türü vardır. Dünyanın en uzun boylu ağacı olarak ün salmıştır. Uzun ve iri gövdesi sayesinde diğer ağaç türlerinden rahatlıkla ayırt edilebilir. Dört mevsim yeşil kalan, mor renkte çiçekler açan çok yıllık bir bitkidir. Bazı kültürler ve halklar tarafından sıtma hastalığını iyileştirici özelliğiyle ünlendiğinden Sıtma ağacı olarak da bilinir. Okaliptüs ağacı, Dalaman’da çiftlik sahibi olan Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından ilk kez Anadolu’ya süs bitkisi olarak sokulmuştur. 1886 yılında Fransızlar tarafından istasyon ağacı olarak kullanılmıştır. O dönemde Osmanlı devleti idaresinde bulunan Suriye’de çok sayıda okaliptüs ağacı yetiştirilmiştir. Zamanla Avustralya’dan dünyanın birçok bölgesine yayılmıştır. Çok su tüketen bir ağaç olduğundan bataklıkları kurutmak için kullanılmıştır. Okaliptüs bitkisinden; okaliptüs çayı, okaliptüs... Devamı için tıklayınız.

Ökse Otu

Ökse Otu Latince adı “Viscum album” olan Ökseotu, santalaceae familyasındandır. Anavatanı Avrupa, Batı ve Güney Asya olmasına rağmen dünyanın hemen hemen her bölgesine yayılmıştır. Ülkemizde bazı yörelerde gevele, güvelek, gövelek, purç, çekem isimleriyle de bilinir. Dört mevsim yapraklarını dökmeyen, ağaçlar üzerine tutunup sarmaşık gibi yaşayan bir bitkidir. Genellikle elma ağacının dalları üzerinde yaşar. Armut, söğüt, kavak, meşe ve çam ağaçlarının üzerinde de yaşayabilmektedir. Mart ve nisan aylarında çiçek açar. Çiçekleri tek eşeyli, meyveleri yapışkan, sulu ve yumuşaktır. Bu meyvelerdeki yapışkan madde çubuklar üzerine sürülerek ‘ökse’ denilen kuşları yakalamak için hazırlanan tuzaklarda kullanıldığından bitkiye ‘ökseotu’ ismi verilmiştir.  Eski çağlarda yaşayan Kuzey Avrupa’daki Druidler ve diğer Pagan milletleri; ökseotunun meşe ağaçlarına sarılı olmasından dolayı bitkiye karşı büyük saygı duymuşlardır. Bitkinin tuhaf bir şekilde toprakta değil de ağaçların üzerinde yetişmesi çeşitli halklar arasında bitkiyi ilginç hale getirmiştir. Pagan inancında ökseotunun... Devamı için tıklayınız.

Öksürük Otu

Öksürük Otu Öksürükotu, Latincede öksürük önleyici anlamına gelen “Tussilago farfara” ismiyle adlandırılan bir papatyagiller familyasındandır. Adından da anlaşılacağı üzere öksürüğü önlediğinden halk arasında bu ismi almıştır. Bazı yörelerde farfara otu, kavalak, sulandıkotu ve devetabanı olarak da bilinir. Çiçeklerini yapraklarından önce açan nadir bitkilerden biridir. Öksürükotunun anavatanı Avrupa ve Asya’nın muhtelif yerleridir. Ülkemizde Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde doğal koşullarda yetişir. Bitki çoğunlukla yol kenarlarını ve sahil kenarlarını sever. İstilacıdır. Bulunduğu toprakta hızla yayılım gösterir. Hemen hemen kokusuz ve acımtırak lezzettedir. İlkbaharda bal arılarının ilk gıdasıdır.    Son yıllarda adını sıklıkla duymamızla beraber öksürükotunun kullanımı çok çok eski tarihlere kadar dayanır. Antik çağda şifa amaçlı kullanılmış bitki türleri arasında önemli bir yer tutar. Anadolu’da hüküm süren Hitit’ler başta olmak üzere, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarınca öksürüğü geçirmek için başvurulan en popüler şifalı bitkilerden biri olmuştur.  Bazı... Devamı için tıklayınız.

Papatya

Papatya Latince adı ‘Chamomillae Romanae’ olan Papatya, papatyagiller familyasındandır. Dünyanın en kalabalık çiçekli bitkiler familyasıdır. Sadece Türkiye’de 1156’dan fazla türü bulunur. Anavatanı Avrupa’dır. Tüm Avrupa’dan Hazar kıyılarına kadar yayılmıştır. Günümüzde buzullarla kaplı Antarktika kıtası dışında her coğrafyada yayılım göstermiştir. Ülkemizde Marmara, Ege, Trakya, Güneybatı Anadolu’da doğal koşullarda yetişir. Mayıs ve Ağustos ayları arasında zarafeti temsil eden beyaz renkte çiçekler açan tek yıllık otsu bir bitkidir.      Yaprakları hafif acı ve baharlı bir tattadır. Zengin C vitamini içerdiğinden papatya yaprakları, dünya mutfağında salataların hem görünümünü hem de lezzetini arttırmak için kullanılır. Balarılarının da çok sevdiği papatyalar bahar mevsiminin en parlak ve dikkat çekici yüzüdür. Saflık, masumiyet ve zarafeti simgeleyen Papatya bitkisinin kullanımı en az insanlık tarihi kadar eski çağlara kadar dayanır. Eski Mısırlılar, papatya çiçeklerini tanrılara adak adama törenlerinde kullanmışlardır. Ortaçağ Avrupa’sında ise papatyanın... Devamı için tıklayınız.

Pelin Otu

Pelin Otu Latince adı ‘Artemisia absinthium’ olan Pelin otu, papatyagiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz’dir. Ülkemizde Ege, Akdeniz, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde doğal olarak yetişen ıtırlı bir bitkidir. Kireççe zengin toprakları sever. Yaprakları bazen griye çalan, bazen de beyaz ağırlıklı çok yıllık otsu bir bitkidir.     İnce tüylerle kaplı gövdesi kokulu, kabarık çizgili ve gri-yeşil renklidir. Kırmızı ya da sarı küçük çiçekleri salkımlar halinde bir aradadır. Silindirik yapılı yassı, küçük ve gri renkli meyvelerinin içinde kahverengimsi minicik tohumlar bulunur. Pelin otu, döktüğü tohumlarıyla çoğalır ya da sonbaharda alınan gövde kalemleriyle çoğaltılır. Pelin otunun küçük yapraklı dalları özel kokulu ve çok acı lezzettedir. Antik çağlardan beri afrodizyak, antiseptik, tonik ve sindirim sorunlarına karşı kullanılan Pelin otu, günümüzde de halk arasında çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılır. Absent isimli içkinin ham maddesidir. Bu içki askeri hekimlerce ikinci dünya savaşında askerlerin motivasyonunu yükseltmek amacıyla kullanılmıştır. Pelin otu bitkisinden; pelin otu... Devamı için tıklayınız.

Reyhan

Reyhan Latince adı ‘Ocimum basilicum’ olan Reyhan ballıbabagiller familyasındandır. Denize kıyısı olan bölgelerde yetişmektedir. Anavatanı Hindistan’dır. 2500 yıl önce insanlar Ortadoğu’ya ve Akdeniz’e bu bitkiyi tıbbi amaçlı yaymışlardır. Birçok ballıbaba türü gibi Reyhan’da ilk yılında çiçeklerini açınca ömrünü tamamlar. İklimi elverişli yerlerde Reyhan bitkisi çokyıllık da olabilir. Bazı türlerinde yaprakları mor ve ebrulidir. Kokusuyla ün salmış bir bitkidir. Hatta birçok ülkede reyhan kelimesi ‘güzel kokulu’ anlamına gelmektedir. Salatalarda, hemen her türlü et yemeğinde, çorbalarda, omletlerde, domatesli yemeklerde kokusunu özgürce sergiler. Ortaçağ’da tütsü olarak kullanıldığında kötü ruhları uzaklaştırdığına inanılmıştır. Yunanlılar için bereket ve bolluğun sembolüdür. Kötü talihten, kötülüklerden korunmak için Romalılar evlerinin bahçesinden Reyhan bitkisini eksik etmezlermiş. Birçok kültürde bereket, sadakat ve bolluğu simgelediğinden manevi açıdan da önemli bir yere sahip olmuştur. Reyhan bitkisinden; reyhan çayı, reyhan yağı, reyhan kolonyası gibi esanslar da... Devamı için tıklayınız.

Rezene

Rezene Latince adı ‘Foeniculum vulgare’ olan Rezene maydanozgiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz ve Yakın Doğu’dur. Ülkemizde hemen hemen her bölgede doğal olarak yetişir. Sonbahardan yaz ortasına kadar yol kenarlarında, çayırlık ortamlarda serpilen rezenenin yaprakları saplı ve tüysüzdür. Daha çok kayalık ve kurak yerleri sever. Genellikle bir metreye kadar boy atan, iki yıllık otsu, keskin kokulu bir bitkidir. Keskin aromasıyla anasona benzeyen Rezene sıradan bir bitki familyası olmaktan çok daha fazlasıdır. Kokusuyla yemeklere ayrı bir lezzet katar. Hemen her türlü et yemeğini aromasıyla zenginleştirir. Ayrıca çorbalarda, omletlerde, patates yemeğinde tadını özgürce sergiler. Rezene ile farklı damak tatları yaratmak, enfes soslar hazırlamak mümkündür. Dereotunun ikizi gibi görünse de dereotundan çok farklıdır. Fransızların soslarda kullandığı rezene, Cezayir’de ise ince ince doğranıp limon ve zeytinyağıyla salata halinde tüketiliyor. Arapsaçı, Bolluk otu, Rezdane, Sincilip ve Mayana isimleriyle de bilinir. Rezene’nin binlerce yılık bir tarihi vardır. İmparator Büyünnk Şarl iyileştirici özelliklerinden dolayı... Devamı için tıklayınız.

Sarı Kantaron

Sarı Kantaron Latince adı ‘Hypericum perforatum’ olan Sarı Kantaron, sarı kantarongiller familyasındandır. Anavatanı Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya’dır. Avrupa'da ormanlık bölgelerde, tarlalarda ve yol kenarlarında kendiliğinden yetişen bitki Kuzey amerika'ya da uyum sağlamış ve doğal olarak kırlarda yetişmeye başlamıştır. Ülkemizde 60 farklı türü bulunur. Sarı kantaron adını yıldız şeklinde açtığı çiçeklerin sarı renginden almış, çokyıllık otsu bir bitkidir.  Çiçeklenme döneminde bitkinin çiçek ve tohumları toplanıp kurutulduktan sonra kullanılır. Hafif baharlı kokusu ve keskin acı tadıyla bilinir. Avrupa’da ruhsal bozuklukların tedavisinde yaygın olarak kullanılmış olan Sarı kantaron Amerika’da da en çok satılan popüler bitkiler arasında yer alır. Eski Mısır, Mezopotamya, Eski Roma gibi birçok medeniyet çeşitli hastalıkların tedavisinde Sarı kantarondan faydalanmışlardır. Eskiden Yunanlılar güneş ışığı alan yerde zeytinyağında beklettikleri bitkiden elde ettikleri merhemi özellikle yanık yaralarının iyileşmesinde kullanmışlardır. Yunan ve Roma medeniyetlerinde kötü büyülere karşı... Devamı için tıklayınız.

Sedef Otu

Sedef Otu Latince adı ‘Ruta graveolens’’ olan Sedefotu, sedefgiller familyasındandır. Eski Yunancada ‘ruta’ akıcı yapan, yardım eden ve kurtaran anlamlarına gelirken ‘graveolen’ kuvvetli kokan demektir. Sedefotunun kendine özgü olan kokusu yılan, sansar, kedi ve fare gibi hayvanları kaçırırken karasinekler tarafından çok sevilir. Anavatanı Doğu Akdeniz’dir. Ülkemizde yabani olarak yetişmez, genellikle bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Her dem yemyeşildir. Bu çok yıllık çalı görünümündeki bitkinin kökü ikinci yılında odunsulaşır. Yaprakları birkaç defa yan yapraklara ayrılır, çatalsılaşır. Haziran ve Temmuz aylarında gösterişli, göz alıcı güzellikte sapsarı çiçekler açar.      Eskiden yaygın olarak Roma ve Balkan ülkelerinde kullanılan bitki 15. Ve 16. Yüzyıldan itibaren dünyanın hemen her yerinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşından sonra kimyasal ilaçların yaygınlaşmasıyla bitkiye gösterilen ilgi zamanla azalmıştır. Unutulmaya başlayan bitki son yıllarda bilimsel araştırmalara konu olarak adını tekrardan duyurmuştur. Çeşitli... Devamı için tıklayınız.

Sığır Kuyruğu

Sığır Kuyruğu Latince adı ‘Verbascum thapsus’ olan Sığırkuyruğu bitkisi, sıracaotugiller familyasındandır. Anavatanı Avrupa’dır. Ülkemizde Marmara, Ege, Akdeniz ve Trakya bölgelerinde yetişir. Güneşin en yoğun olduğu dönemlerde çiçek açar. Mumu andıran şekliyle yol kenarlarında etrafa ışık saçar. Gövdesi dik, bazen dallanmış ve yünümsü tüylerle kaplı, çokyıllık otsu bir bitkidir. Hem Avrupa’da hem de Anadolu’da yaygın bir bitkidir. Sırf Türkiye’de 200 türü vardır. Bazı yörelerde Yünotu ismiyle de bilinir. Sığırkuyruğu otu ilk yılını çiçeksiz geçirir. İkinci yılının yaz ortasından sonbahara kadar parlak sarı renkli göz alıcı güzellikte çiçekler açar. Bu çiçekler olgunlaştığında içinde tohumlarını taşıyan meyvelere dönüşür. Bitki döktüğü tohumlarıyla çoğalır. Bal arılarının sevdiği bu bitkinin çiçekleri güzel kokulu olduğu kadar tatlıdır da.     Çok eski çağlardan beri Sığırkuyruğu bitkisinin çiçekleri, yaprakları ve kökü çeşitli hastalıkların iyileştirilmesi için kullanılmıştır. Eski Mısır ve Roma döneminde nefes darlığı, kuru öksürük tedavisinde... Devamı için tıklayınız.

Sinameki

Sinameki İngilizce adı ‘senna’ kabuğu soyulabildiği için Arapça ‘sena’ ve İbranice ‘soyulabilir’ anlamına gelen ‘cassia’nın birleşmesinden türemiş Latince adı ‘Cassia angustifolia’dır. Baklagiller familyasındandır. Anavatanı Somali, Mısır ve Hindistan’dır. Ülkemizde Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Yeşil renkli bileşik yaprakları olan yaz mevsiminde sapsarı salkımlar halinde çiçekler açan çalı görünümlü, çokyıllık bir bitkidir. Sinamekinin yaklaşık olarak iki yüz altmış farklı türü olduğu biliniyor. Baklaya benzeyen meyvesi yassı ve serttir. Meyvelerin içinde kırmızımsı, tatlı tohumlar bulunur. Yediğimiz kurabiyelerin çoğunda çeşni verici bir baharat olarak kullanılır. Ayrıca kapuçinoya o farklı aromayı veren tat da sinamekidir. Hemen her çeşit salatada ve yemeklerde baharat çeşnisi olarak birçok yörenin mutfağında yerini almıştır.   Sinamekinin tarihte şifa olarak ilk kullanımı ile ilgili belgeler MS. 9. Yüzyılda Arap Yarımadası’na kadar uzanır. Özellikle sinameki yaprakları güçlü müshil etkisi göstermesiyle ünlenmiştir.... Devamı için tıklayınız.

Sinirli Ot

Sinirli Ot Latince adı ‘Plantago lanceolata’ olan Sinirli ot, sinirliotgiller familyasındandır. Anavatanı Avrupa olmasına rağmen dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın olarak yetişir. Ülkemizde yol kenarlarında, çayırlarda, bayırlarda, dere kenarlarında istilacı bir tür olarak hemen her yerde bulunur. Sinirli ot ismini yapraklarındaki sinir (damarların) belirginliği nedeniyle almıştır. Rozet formunda çokyıllık bir otsu bitkidir.  Yaprakları dimdik, dar ve kısa saplıdır. Çok sayıda minik çiçekleri dalların uç kısımlarında kümelenerek güneşi selamlar. Bu sağlam yapılı kökler her türlü zor koşula dayanıklıdır. Bazı yörelerde Yara otu, Beş damar otu, Yılan otu, Yılandili, Kırksinir otu ve Ateş yaprağı isimleriyle de bilinir. Bitkinin yaprakları ilkbaharda salata olarak yenilir. Enginar yemeğiyle birlikte pişirilir. Bazen de öğütülen tohumları çorbalara ve ekmek hamuruna katılır. Sinirli ot, eski çağlardan beri çeşitli kültürler ve halklar tarafından ‘yara otu’ olarak kullanılmıştır. Hipokrat’ın yazdığı droglarda mikrop kırıcı, iltihap giderici olarak geçer. Ortaçağda yaraların iyileştirilmesi için... Devamı için tıklayınız.

Söğüt Yaprağı

Söğüt Yaprağı Latince adı ‘Salix alba’ olan söğüt, söğütgiller familyasındandır. Anavatanı Akdeniz, Marmara ve Ege’dir. Yaklaşık olarak iki yüz elli türü vardır. Ülkemizde en yaygın yetişen tür aksöğüttür. Sulak yerleri, dere yataklarını çok severler. Birkaç türü haricinde söğüt bitkisi kışın yapraklarını döker. Nisan ve Mayıs aylarında çiçek açar. Almaşık, bazen hemen hemen karşıt uzun yapraklı, kısa saplı çokyıllık bir bitkidir.  Anadolu neolitik çağ’a ait yerleşim yerlerinde söğüt ağacının arkeolojik kalıntılarına rastlanmıştır. Anadolu’nun ilk yazılı metinlerini oluşturan Hititler söğüt ağacına ‘şişiyamma’ ismini vermişlerdir. Eski Sümer ve Mısır’da söğüt ağacı kabuğunun ateş düşürücü ve ağrı kesici olarak kullanıldığı biliniyor. M.Ö 5. Yüzyılda Hipokrat söğüdün ilaç olarak kullanımından bahsetmiştir. 1897 yılında Felix Hoffman söğüt ağacının kabuğundaki salisin maddesinden Aspirin ilacını üretti. Bu ilaç dünyanın en çok kullanılan ilacı olarak büyük ün saldı. M.Ö 7 ve 8. Yüzyıllarda yaşayan İskitler, yere koyulan söğüt dallarının... Devamı için tıklayınız.

Süpürge Tohumu

Süpürge Tohumu Latince adı ‘Erica manipuliflora’ olan Süpürge tohumu, fundagiller familyasındandır. Anavatanı Güney Afrika’dır. Ülkemizde Trakya bölgesinde yetişir. Güneşli yerleri ve kurak toprakları sever. İsmi süpürge otu olmasına rağmen süpürge üretiminde kullanılmaz. Bu adı daha çok süpürgeye benzerliğinden almıştır. Kırmızımsı, mor ve pembe renkte çiçekler açan, çan şeklinde ve yaprak dökmeyen bir çalı bitkisidir. Püren, Çalımsı funda, Sonbahar fundası ve Süpürge çiçeği isimleriyle de bilinir. Her mevsim yemyeşildir. Afrika kökenli bir bitki olmasına rağmen yaygın olarak Avrupa’da yetiştirilir. Eski çağlardan beri çeşitli kültürler tarafından bitkinin çiçekleri, tohumu, kökü şifa amaçlı kullanılmıştır. Halk arasında özellikle kurdeşen hastalığının tedavisinde merhem olarak kullanımıyla ün salmıştır. Arıların bu bitkiden yaptıkları bal hafif acımtırak olur.   Süpürge tohumu bitkisinden; süpürge tohumu çayı, süpürge tohumu yağı, süpürge tohumu ekstresi, süpürge tohumu tentürü ve merhemi üretilir. Ayrıca içeriğindeki mineraller ve uçucu yağların zenginliğiyle çok çeşitli... Devamı için tıklayınız.

Şahtere Otu

Şahtere Otu Latince adı ‘Fumaria Officinalis’dır. Latince ‘yer kokusu’ anlamına gelen ‘fumus’ kelimesinden türemiştir. Gelincikgiller familyasındandır. Anavatanı Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Türkistan’dır. Ülkemizde hemen hemen her bölgede doğal koşullarda yetişir. Mavimsi yeşil renkteki çok çatallı yapraklarını taşıyamayarak yerlere doğru eğilir bir görünümdedir. Bahçelerde, tarlalarda ve otluk alanlarda rahatlıkla yetişen tek yıllık bir bitkidir.     Mayıs ve Temmuz ayları arasında beyaz, pembe ya da mor renkli güzellikte çiçekler açar. Çiçekleri dalların uç kısımlarında salkım gibi toplanmış demetler halindedir. Meyveleri minik, küre şeklinde ve tek tohumludur. Şahtere otunun kullanımı Eski Mısır’lılar, Mezopotamya ve Roma imparatorluğu dönemlerine kadar dayanır. Bilinen elliye yakın türü vardır. Bunların içinde sadece ‘fumaria officinalis’ türünün şifalı olduğu bilinir. Halk tarafından safra ve karaciğer hastalıklarına iyi geldiğine inanılması bitkiye hatırı sayılır bir ün kazandırmıştır. Çeşitli yörelerde sarılık otu, yer çiçeği, tilki kişnişi, yer... Devamı için tıklayınız.

Şerbetçi Otu

Şerbetçi Otu Latince adı ‘Humulus lupulus’ olan şerbetçiotu, kendirgiller familyasındandır. Anavatanı Avrasya ve Kuzey Amerika’dır. Ülkemizde 1965 yılından beri yetiştirilir. Özellikle Bilecik Pazaryeri ve Bursa Havalisini içine alan geniş bir alana yayılmıştır. Temmuz ve Eylül aylarında yeşilimsi beyaz çiçekler açan, çokyıllık otsu bir bitkidir.  Şerbetçiotu meyvesi kozalağa benzerliğiyle dikkat çeker. Koni biçiminde, sarımsı yeşil ya da sarımsı esmer renktedir. Yol kenarlarında, çalılıkların ve ağaçların gölgesinde yetişir. Bazı yörelerde Bira çiçeği, Maya otu, Ömer otu isimleriyle de bilinir. Ortaçağın başlarından beri Bohemya’da üstün bir gelişim göstererek büyük alanlara yayılan şerbetçiotu, XIV. Yüzyılda Bohemya kralı IV. Charles bitkinin fidelerinin dış ülkelere ihracını ölüm cezası tehdidi ile yasaklamıştır. Halkın geçim kaynağı olan fideler bazı çiftçilerin göçüyle gizlice Yugoslavya, Polonya, Ukrayna ve ABD gibi ülkelere götürülmüş ve böylece dünyanın birçok noktasına yayılmıştır. Bin yıldan fazla bir süredir Bohemyalı köylüler tarafından yetiştirilen şerbetçiotu bugün hem... Devamı için tıklayınız.

Tarçın Kabuğu

Tarçın Kabuğu Latince adı ‘Cinnamomum Verum’ olan Tarçın, defnegiller familyasındandır. Anavatanı Güney ve Güney Doğu Asya’dır. 100’den fazla türü bulunur. En yaygın olarak bilinenleri Çin tarçını ve Seylan tarçınıdır. Tatları, kokuları birbirine oldukça yakın olan bu iki tür arasında Seylan tarçını daha rafine ve zor bulunan bir türdür. Her dem yemyeşil, aromatik kokulu çokyıllık bir bitkidir. Tarçın ağacının kurutulmuş kabukları kullanılır. İnsanlık tarihinin en eski baharatlarından biridir. Kuvvetli kokusu, keskin ve uzun süreli tesiriyle hemen diğer baharat türlerinden rahatlıkla ayırt edilebilir. Tatlımsı ve yakıcı lezzeti damaklarda unutulmayacak bir tat bırakır. Bu eşsiz tadıyla baharatlar arasında hatırı sayılır bir üne sahiptir. Meyveleri de tıpkı tarçın kabuğu gibi baharlı, kokulu ve lezzetlidir, tarçın kabuğu yerine kullanılabilir. Özellikle sütlü tatlılara çeşni olarak katılır. Ayrıca çikolata, kahve ve her türlü meyve soslarında, içeceklere aromatik tat katmak için yaygın olarak kullanılır. Dünya mutfağında önemli bir yere sahip olan tarçın, kuzu eti, tas kebabı gibi et yemeklerinde de harikalar... Devamı için tıklayınız.

Tarhun

Tarhun Latince adı ‘Artemisia dracunculus’ olan Tarhun, papatyagiller familyasının yavşan cinsindendir.  Anavatanı Sibirya’dır. Ülkemizde Ankara, Gaziantep, Urfa ve Erzurum’daki bazı bahçelerde yetiştirilmektedir. Yuvarlağımsı gövde üzerinden açık yeşil renkli dallara ayrılır. Bitkinin tabanına doğru gövde kahverengileşir. Yaprakları parlak yeşil, ince ve uzundur. Yaprak altında bulunan yağ bezeleri biberimsi acı tadı olan güzel bir koku yayarlar. Küre biçimli çiçekleri küçücük ve beyaz renkli, çok yıllık çalımsı bir bitkidir.  Özellikle Avrupa’da ‘Bitkilerin Kralı’ olarak ün salmış olan Tarhun, bir bitki familyasından çok daha fazlasıdır. Keskin kokusu ve farklı aromasıyla başta Fransız mutfağı olmak üzere dünyada yemekleri tatlandırmak için kullanılan baharatlar arasında önemli bir yer tutar. Tarhun otu tavuk, balık, yumurta, salata, patates ve kremayla harika bir uyum içinde lezzetini sergiler. Aromatik yaprakları damakta bıraktığı lezzetle akıllardan çıkmayacak bir tat yaratır. Son yıllarda adını sıklıkla duymamızla beraber Tarhun, çok çok eski yıllardan beri bilinen bir bitkidir.... Devamı için tıklayınız.

Turunç Yaprağı

Turunç Yaprağı Latince adı ‘Citrus aurantium’ olan Turunç, turunçgiller familyasındandır. Anavatanı Güney Doğu Asya’dır. Ülkemizde Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişir.  Kışın yapraklarını dökmeyen beyaz renkli çiçekleri olan çokyıllık bir bitkidir.  Hoş kokulu meyveleri küçük portakala benzerliğiyle dikkat çeker. Dış kabuk sert, yeşilimsidir. Olgunlaştıkça altın sarısına dönüşür. Acımtırak ve ekşimsi tadı nedeniyle limona alternatif olarak Aydın, Nazilli bölgelerinde etli pide ve salatalarda kullanılır. Meyve kabuklarının hoş kokusundan esans üretilir. Hemen her türlü tatlıda, dondurmalarda ve keklerde harika tatlar yaratmak için kullanılabilir. Turunç meyvelerinden reçel ve marmelat yapılır. Limon gibi istenmeyen kokuları gidermek için de kullanılabilir. Eskiçağlardan beri insanların severek yedikleri meyvelerinin yanı sıra meyve kabukları, çiçekleri ve turunç yaprakları şifa amaçlı kullanılmıştır. Antik Yunan ve Roma’da mide asidini geçirici olarak hekimler tarafından önerilmiştir. Ortaçağda turunç tütsüsünün tüm kötü ruhları uzaklaştırdığına inanılırdı.... Devamı için tıklayınız.

Üveyz Yaprağı

Üveyz Yaprağı Latince adı ‘Sorbus Domestica’ olan Üveyz, gülgiller familyasındandır. ‘Sorbus’ sözcüğü Latince ‘Sorbum’ sözcüğünden gelir ve meyve anlamını taşır. Anavatanı Finlandiya’dır. Ülkemizde Marmara ve Karadeniz bölgelerinde doğal olarak yetişir. Kışın yapraklarını döken çokyıllık bir bitkidir.  Mayıs ve Haziran ayları arasında, beyaz, nadiren de pembe renklerde çiçek açar. Meyveleri yalancı meyve tipindendir, armuda benzerliğiyle dikkat çeker. Muşmula gibi bu meyvelerde ancak olgunlaştığında yenilebilir. Yoksa tadı çok acımtıraktır. Bazı yörelerde geyicek elması, geyik elması, kuş elması olarak da bilinir. Yaz aylarında çiçek açtığından arıcılık açısından önemli bir bitkidir. Eski çağlardan beri birçok kültür tarafından hastalıklara şifa arama serüveninde üveyz yaprağı insanlık tarihinde önemli bir yer tutmuştur. M.Ö 3000 yıllarında Mezopotamya topraklarında kurulmuş olan Akadlar, Asurlar ve Sümerler medeniyetlerinden kalma Ninova tabletleri üzerinde üveyz bitkisinden bahsedildiği söylenir.   Üveyz yaprağı bitkisi kurutularak üveyz yaprağı çayı üretilir. Halk... Devamı için tıklayınız.

Yakı Otu

Yakı Otu Latince adı ‘Herba moxibustion’ olan Yakıotu, küpeçiçeğigiller familyasındandır. Avrupa, Asya, Kuzey Amerika ve Avustralya’da yetişir. Ülkemizde Adana, Bitlis, Giresun ve Trabzon’da yaygın olarak bulunur. Dünyada bilinen 400 çeşidi vardır. Sürgün kökleri sayesinde bulunduğu toprağa hızla yayılabilen çokyıllık otsu bir bitkidir.  Mera gülü ismiyle de bilinir. Pembemsi kırmızı ya da leylaki renkte ters yumurta şeklinde çiçekler açar. Fasulye kapsülünü andıran meyveler verir. Yakıotu bitkisinin zehirli türleri de mevcut olduğundan mutlaka uzman bir kişi tarafından toplanıp kurutulmalıdır. Eski çağlarda yaraların tedavisinde kullanıldığından yakıotu ismini almıştır. Troya savaşında askerlerin yaralarını iyileştirmek için yakıotu kullanıldığı söylenir. Antikçağda bereketi ve güzelliği simgeleyen bitkinin çiçeklerini genç kızlar taç olarak kullanırlarmış. Yakıotu bitkisinden; yakıotu çayı, yakıotu yağı, yakıotu sirkesi, yakıotu macunu, yakıotu ekstraktı, yakıotu ekstresi, yakıotu merhemi, yakıotu şampuanı ve sabunu üretilir. Ayrıca içeriğindeki yağların ve minerallerin zenginliğiyle çok... Devamı için tıklayınız.

Yayla Çayı

Yayla Çayı Latince adı ‘Sideritis’ olan Yayla çayı, ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı İspanya ve Türkiye’dir. Ülkemizde Akdeniz, Ege, Marmara ve Güney Anadolu’nun orman içlerinde, çalılıklarda ve dağ eteklerinde yetişir. Yaprakları Adaçayı’na çok benzerliğiyle bilinir. Ancak yapraklarının sertliğiyle hemen adaçayından ayırt edilen çokyıllık otsu bir bitkidir.    Acem arpası, Altınbaş, Boz kekik, Bozlan çayı, Düğümlü çay, Eldiven çayı, Eşek çayı, Kandil çayı, Kazdağı çayı,  Kedikuyruğu çayı, Sarıkız çayı, Sivri çay, Tosbağa çayı, Topuklu çay, Dağ çayı isimleriyle de bilinir. Baharda açtığı sarı renkli çiçeklerle dağların eteklerini şenlendirir. Eskiçağlardan beri birçok kültür tarafından şifa amaçlı kullanılmış bir bitkidir. Yapılan kazılarla elde edilen taş yazı tabletlerinde yayla çayından bahsedilir. Pedanius Dioscorides bitkinin Avrupa’ya tanıtımını yapmıştır. İbn’i Sina mide rahatsızlıkları için yayla çayını önermiştir. Farklı aroması ve kokusuyla salatalarda ve yemeklerde çeşni olarak da kullanılır. Yayla çayı bitkisinden;  yayla... Devamı için tıklayınız.

Yeşil Çay

Yeşil Çay Latince ismi ‘Camellia sinensis’ olan Yeşil çay, çaygiller familyasındandır. Tropik ve subtropikal bölgelerde de yetiştirilmektedir. Her dem yeşil, kuvvetli ana köke sahip çokyıllık bir bitkidir. Yeşil çayın anavatanı Çin ve Japonya’dır. Ülkemizdeki anavatanı Rize ve Trabzon olarak bilinir. Yeşil çay, sıradan bir çay olmaktan çok daha fazlasıdır. İlk kullanımıyla ilgili bilgiler M.Ö 3000 yılına kadar uzanmaktadır. Bir rivayete göre dönemin Çin imparatorunun önündeki kaynayan suya tesadüfen Yeşil çay yaprağının düşmesi sonucu Yeşil çay keşfedilmiştir. O gün bugündür de neredeyse bir fenomen halini alarak tüm kültürlerde, halklar arasında yaygın olarak tüketilmesiyle ününe ün katmıştır. Çeşitli halklar ve kültürler tarafından Yeşil çay içmenin kötü kolesterolü düşürdüğüne, kalp sağlığına iyi geldiğine, yaşlılığı geciktirdiğine, zayıflattığına, diş çürüklerini önlediğine, metabolizmayı hızlandırdığına ve kansere karşı koruduğuna inanılır. Keyifli içiminin yanı sıra şifalı yanlarının olduğuna inanılması onu diğer çaylardan çok daha önemli kılmıştır. Birçok insanın... Devamı için tıklayınız.

Yeşil Yulaf

Yeşil Yulaf Latince adı ‘Avena sativa’ olan Yeşil yulaf, bir buğdaygiller familyasındandır. Anavatanı Asya’nın batısı, Avrupa’nın doğusu olarak biliniyor. Ülkemizde Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde yaygın olarak yetişir. Otsu bir tahıl bitkisidir.    Yeşil yulafın beyaz, siyah, sarı, kırmızı ya da boz tohumlu, uzun veya kısa saplı çok çeşidi vardır. Günümüzde yeşil yulaf, arpa ve çavdardan daha çok üretilen bir tahıldır. Serin ve nemli iklimleri sever. Yeşil yulaf bol miktarda nişasta, protein, vitamin ve mineraller içerdiğinden iyi bir besin kaynağıdır. Yeşil yulaf unundan hazırlanan hamur kabarmadığından ekmek yapımında kullanılmaz. Daha çok lapa veya gözleme türü yiyecekler yapılır. Yeşil yulaf eskiden buğdayın pahalı olduğu dönemlerde onun yerini alacak kadar ün salmıştır. Ortaçağda en meşhur yemeklerden biri yulaf lapasıydı. Bugün de yeşil yulafın gıda ürünleri arasında hatırı sayılır bir ünü vardır.        Yeşil yulaf bitkisinden; yeşil yulaf çayı, yeşil yulaf tentürü, yeşil yulaf ekstresi, şampuanı üretilir. Ayrıca içeriğindeki vitamin ve minarelerin... Devamı için tıklayınız.

Yoğurt Otu

Yoğurt Otu Latince adı ‘Galium aparine’ olan Yoğurtotu,  kökboyasıgiller familyasındandır. ‘Galium’ kelimesi ‘gala’ kelimesinden türemiştir. Süt anlamına gelir. Yoğurtotu eskiden peynir yapımında kullanıldığından bu adı almıştır. 300 alt türü bulunur. Anavatanı Avrupa ve Asya’dır. Ülkemizde Ankara, Adana, Antalya, Bolu ve Çanakkale’de yaygın olarak yetişir. Bu çok yıllık otsu bitkinin sapları uzun ve çiçekleri salkım şeklinde, yeşil-beyaz renklidir.    Bazı yörelerde yapışkan otu, çobansüzeği, sünnetlik otu, sünnetlice otu ve kazotu isimleriyle de bilinir. Sapındaki tüylerin yardımıyla rahatlıkla her yere tırmanabilir, sarmaşık gibi ilerleyebilir. Bala benzeyen tatlı bir koku salgılamasına rağmen tadı acımtıraktır.    Yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında Cilalı taş devri döneminde yoğurtotu türlerine ve tohumlarına ait kalıntılara rastlanmıştır. En eski dönemlerden beri bilinen bu bitkinin daha çok peynir yapımında kullanılmış olduğu biliniyor. Yunanlılar ve Romalılar bitkiyi yılan ısırıklarına karşı kullanmışlardır. Hipokrates, menstrüasyon söktürücü... Devamı için tıklayınız.

Zahter

Zahter Latince adı ‘Thymbra Spicata’ olan Zahter, ballıbabagiller familyasındandır. Anavatanı Doğu Akdeniz ve Karadeniz’dir. Ülkemizde hemen hemen her yerde yetişmekle birlikte Gaziantep ve Antakya yöresinin Zahter’i meşhurdur. Kekiğe benzerliğiyle tanınır. Keskin kokusu ve hafif acımsı bir tadı vardır. Temmuz ve Ağustos aylarında pembe renkli çiçekler açan çalı görünümünde bir bitkidir.    Zahter bir bitki familyasından daha fazlasıdır. Farklı aroması ve kokusuyla yemeklere ayrı bir lezzet kattığı gibi bir kâseye konulup zeytinyağına banılarak da tüketilebilir. Hemen her türlü et yemeğini aromasıyla zenginleştirir. Salataların vazgeçilmezi olabilir. Ayrıca her çeşit çorbada, patlıcan yemeğinde, domatesli yemeklerde tadını özgürce sergiler. Değişik lezzetler arayanların farklı damak tatları yaratabileceği bir çeşnidir. Antakya’nın meşhur Tepsi kebabında kullanıldığı gibi Zahter adında kendine has bir yemek türü de vardır. O yiyeceklerde kullanıldığında harikalar yaratabilir. Osmanlı döneminde özellikle zahter kahvaltılarda vazgeçilmez bir bitkiymiş. Zahter bitkisinden; zahter çayı, zahter... Devamı için tıklayınız.

Zencefil

Zencefil Latince adı ‘Zingiber Officinale’ olan Zencefil, zencefilgiller familyasındandır. Anavatanı Asya’nın tropik bölgeleridir. Başta Çin olmak üzere Hindistan, Endonezya, Vietnam, Japonya’da yetişir. Zencefil bitkisi toprak altında köklerinde dallanmış şekilde yumrulara sahiptir. Bitkinin adı zencefil ‘boynuz şeklinde’ anlamına gelen kelimeyi çağrıştırdığı için Sanskritçe’den türemiş olduğu düşünülür. Mavi-yeşil renkli çiçekleri olan çokyıllık bir bitkidir.  Zencefil bir bitki familyası olmaktan çok daha fazlasıdır. Baharatlı aroması ve kokusuyla yemeklerde lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Hemen her türlü et yemeğini aromasıyla zenginleştirir. Ayrıca her çeşit çorbada, omlette, patates yemeğinde, pizzada, hamur işlerinde tadını özgürce sergiler. Dünya mutfağında zencefil, farklı damak tatları yaratmak, zengin soslar hazırlamak, salatalara müthiş lezzet katmak için kullanılır. Ayrıca gazoz, şarap, turşu ve reçel yapımında zencefilden yararlanılır.   Hint, Asya ve Arap ülkelerinde binlerce yıldır bitkisel şifa geleneklerinde kullanılan zencefil, tarih boyunca pek çok hastalıkla... Devamı için tıklayınız.

Zeytin Yaprağı

Zeytin Yaprağı Latince adı ‘Olea Europea’ olan Zeytin, zeytingiller familyasındandır. İlk olarak Yunanistan'ın Santorini Adası'nda ortaya çıktığı düşünülmektedir. Zeytin Ağacı kuzeyde, Anadolu üzerinden Yunanistan, İtalya ve İspanya'ya; güneyde, Mısır üzerinden Kuzey Afrika'ya yayılmıştır. 16. yüzyılda Kuzey Amerika ve Latin Amerika ile birlikte Çin'e ve Japonya'ya kadar ulaşmıştır.  Ülkemizde Ege, Marmara, Akdeniz bölgelerinde yaygın olarak zeytin yetiştiriciliği yapılır. Her dem yemyeşil yapraklarıyla çalı görünümünde uzun ömürlülüğüyle bilinen bir bodur ağaç türüdür.    Kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olan zeytin, bir bitki familyası olmaktan çok daha fazlasıdır. Damakta bıraktığı değişik aroması ve lezzetiyle kahvaltı sofralarının baş tacıdır. Ayrıca her çeşit çorbada, poğaçada, hamur işlerinde, omletlerde, pizzalarda, patates salatalarında tadını özgürce sergiler. Zeytinden üretilen yağ ise zeytin meyvelerinin ününü çoktan aşmış vaziyettedir. Zeytinyağı ile zengin soslar hazırlamak, salatalara müthiş lezzet katmak mümkündür. O yiyeceklerde kullanıldığında sıradan... Devamı için tıklayınız.

Goji Berry

Goji Berry Goji berry ya da wolf berry diye bilinen ancak ülkemizde pek bilinmeyen Kurt Üzümü  Goji Berry çok önemli bir meyvedir. Orijini  Tibet ve Moğolistan’da dünyanın en yüksek dağları olan Himalayalar'da yetişiyor. Goji Berry, dünyadaki besin değeri en yüksek olan meyvelerden biri. Çok kuvvetli bir antioksidan olan bu meyve Çin’de tıp alanında 2000 yıldır kullanılıyor.    Goji, inanılmaz şekilde sulu ve tatlıdır, tadı yabanmersini ve kirazın arasındadır. Goji bitkisinin sağlığımıza çok faydası olduğu için, hiç bir parçası atılmaz ve kullanılabilir. Parlak kırmızı meyveleri lezzetlidir. Yapraklarından, mükemmel çay yapılır. Ayrıca yapraklar ve saplarından yağ yapılır. Kurutulan Goji, bir kuru üzüm olarak ta aynı önemde bir besindir.       Devamı için tıklayınız.
Hızlı İletişim
E-Bülten

Kampanya ve duyurularımızdan haberdar olmak için lütfen e-posta adresinizi yazınız.

Web Tasarım